12 Temmuz 2018, Perşembe
saat: 09:05


8 gün kaldı. Artık birlikte gün sayabileceğim bir Dedem olmadığı için seninle gün sayalım günce. Dedemin de mekanı cennet olsun. Onu çok fena özlüyorum.
8 gün içerisinde mucize olmazsa 30 yaşına geldiğimde yapmış olacağım dediğim hiçbir şeyi ama bir tanesini bile yapamamış olucam. Bunun bir önemi var mı dersen, yok aslında. Mantıken yok yani. En azından kimsenin sağlığında bir gerileme olmamaya devam eder inşallah.
Belki daha önce yazmışımdır... Bir süre önce Onur bana neden Doğum günlerini kutluyoruz diye sordu. Sevmediğinden falan değil, samimi samimi “bu bize kapitalizmin bir oyunu”ndan başka bir mantık arıyordu. Abla, yaşlandığımız, ömrümüzden bir gün daha eksildiği için niye seviyoruz ki dedi. Oğlum, sen yaşamayı kolay bir iş mi sandın? 1 sene daha hayatta kalmayı başardığımız için kutluyoruz demiştim. Gerçekten... Yaşamak, her nefesin kıymetini bilerek ve şükrederek, olması gerektiği gibi yaşamak hiç de kolay bir meziyet değil. Kaçımıza nasip oluyor acaba?
Dün gece yine şimdi olduğu gibi uyumaya çalışırken Dedem geldi aklıma. O tabi ki buraya hiç gelmedi ama bir zamanlar odamdaki pencerenin önünde duran sandalyeyi aradı gözlerim. Sanki orada dedemi bulacakmışım gibi. Ben onun şu meşhur atkısını o sandalyenin arkasına koyardım. Özlediğimde ordan gider alırdım kokusunu duymak için. Ya da kitap okumak için oturduğumda kucağımda dururdu. Şimdi nerde, nereye koydular atkıyı hiçbir fikrim yok. Verebileceğim tepkiden dolayı sormaya cesaretim de yok. Nerde olduğunu bilmediğim atkıyı, dedemi, gülüşünü, sevgi sözlerini, sesini düşünürken tuhaf bir netlik oluştu içimde. Bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Evet, kafa olarak ben bunu aylardır biliyorum da, hissiyatı hiç böyle net olmamıştı. Tekrarladım bir kaç sefer... Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak... Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bir daha dedem olmayacak (en azından bu dünyada olmayacak), bir daha 28 yaşında olmıcam, bir daha eskisi gibi görünmicem, bir daha ağrısız bir gün geçirmicem, bir daha bir daha... Ben bir daha 18 yaşında da olmıcam mesela. 28 iken ulan bir daha 18 olamıcam diye hayıflanmıyordum. Bir gün yine her şey ben üniversitedeyken olduğu gibi olacak diye kendimi de kandırmıyordum. Anı olarak varlardı onlar. Şimdi ne değişti Didem? Ne bu sürekli her şeyi önceden olduğu haline döndürme isteği, özlemi? Kabullenmek lazım. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bundan sonra en iyisi olabilmesi için çaba sarfetmekten başka çare yok. Nasıl şekillenir en ufak bir fikrim de yok ama şu mantığımın dediği hayatı yeniden yapılandırma konusunu benim iliklerime kadar hissetmem lazım.
Hem birbirinin aynısı olan günler yaşarken, sınanmıyorken, yorulmuyorken, gülümsemiyorken, dua etmiyorken gerçekten 30 sene yaşamış mı oluyor insan yoksa aynı günü 30 sene boyunca tekrar etmiş mi oluyor? O zaman, iyi ya da kötü, neden her şey eskisi gibi olsun?

Öpüldün güncem.

istanbul
hosting