13 Eylül 2020, Cumartesi
saat: 04:33


Bugün ilk defa K.’yı stalklamamayı gerçekten istemediğim için seçtim. Bi süredir bakmamaya çalışıyorum. Bakıyorum tabi çoğunlukla. Bu konuda kendimi disipline edemiyorum bir türlü. Bişey hissetmeyeceğim, muhtemelen saçma bulacağım, güleceğim gibi bahaneler üretiyorum hep. Ama bugün yok abi boşver ne gereği var bakmanın dedim dümdüz. Bakmadım.
Aferim sana kız jill.

Az önce elektrikler kesildi balkondaydım, kapkaranlık oldu her yer. ben telefona kafam taşak gibi baktığım için farkedemedim. 1 dk falan sürdü zaten. Durumu anlayıp göğe bi baktım yıldızlar üstüme düştü. 10 saniye kadar. 10 saniyeliğine de olsa fark edebilmek güzel.

Ben henüz ağaçlara aşk duymazken bu evin bahçesine bir çam ağacı dikmiştik. 20 yıl önce. Bu ağacın bebekliğini biliyorum ama ne ara böyle kocaman oldu hiç farketmemişim. Güzel bu dünyaya kendi elimle bir ağaç dikmişlik. Yani en azından rakamla bir faydam olmuş evrene. Yetmez ama evet.

Kendimi baya blessed hissediyorum mani mi, yetişmek mi, delirmek mi, iyileşmek mi, evrenle birleşmek mi, ya da belki de kendime söylediğim bi yalan mı hiç bilmiyorum.
Sadece kafamın içindeki uğultuları tamamen kapatabildiğim küçük anlar yaşıyorum. Müziği, rüzgarı, yanda çekirdek çitleyen amcayı, yoldan geçen arabayı, uzaktan gelen sandalye çekme sesini, plajda bekleyin diye arkadaşlarına seslenen kadını, o biter bitmez başlayan hidraforu ve kendi sesimi aynı hisle duyuyorum. Hiçbiri gürültü değil. Hahah şimdi genç bir kız galatasaray tezahüratı yaparak geçti, o biraz gürültü. O yaştaki ben sen de yapardın böyle sikko şeyler. Kıyamam sana.

Garip bir gündü o yüzden yazıyorum aslında. Burdayken klasiktir bir gün gelibolu’ya gidilip önce ilhan’da balık sonra çarşıda peynir helvası yenir. Bugün annem ben güneyli’yi görmek istiyorum dedi. Tamam dedim gidelim çi börek yeriz. Gittim o aynı plastik sandalyelere oturdum. Ayaklarım yine kum oldu. 12 sene öncenin tadı ağzımda. Hayatımın en güzel yazının neredeyse her sabahı o sandalyelerde kahvaltı ettim, kardeş gibi sevdiğim arkadaşlarımla. Şimdi o insanların hiçbiriyle görüşmüyorum. Farkeder mi? Etmedi, hepsini sevgiyle andım. Gittim o evin önünde bir sigara yaktım. Ne büyük görünüyormuş gözüme hiç de değilmiş. Gençlikte özlenen güzellik ya da dinçlik değil saflıkmış. Saflık ve o açlık ne güzelmiş. Bunları yazarken ne kadar tükendiğimi farkettim. Kimbilir annem ne kadar tükenmiştir?
Anneme çok kızgınım bu aralar, affedemeğim şeyleri farkedip duruyorum. Öfkemi en net ona aktarabildiğim için, arada mini patlamalarla kırıcı eleştiriler, kan gövdeyi götürüyor.
Yarın kahvaltıda anneme diyeceğim, ben böyle hesaplaşma vakti yaşıyorum, seni de çok eleştiriyorum biliyorum ama sen bu hayatta en sevdiğim insansın ama bi yandan da baş düşmanımsın, kapiş?

Hayatımın en güzel 2. Yazını yaşıyorum bir yandan. Rüzgarı tadabilmek için ağzımdan nefes alıyorum, kulaklarımda trompetlerle el ele tutuşmuş yapraklar, hiç sevmediğim bir kadın içime işleyen sözleri seslendiriyor, çam ağacının iğne yapraklarının arasından sokak lambasının ışığı miyop gözüme pırlanta gibi gözüküyor. Kafam güzel, o ayrı. Ama bu anın da tüm keyfini çıkarıyorum.

Kız sen valla büyüdün. Aferim. Aferim. - annemin sesinden



saat: 05:11

Dün hiç aramazken Teoman’ın en güzel hikayem’i hayatıma yeniden girdi. Tokatlandım. Bana bir şey ifade ettiği zamanlardaki hislerime baktım. Bizden önceki nesillere pek fırsat tanınmadığından ilk aşkı biraz fazla romantize etmişler. 30lu yaşların güzel yanlarından biri duyguları daha temiz, olduğu gibi, gerçekten derin ve hüsrana uğramayabileceğine hala inanarak yaşamak sanırım. Sonra sıçış başlıyor gibi. Öncesi zaten hep kaos.

Ya böyle tespitler yapıyorum içimde hep bir ulan bunları kimler kimler yazmıştır cahil cühela gibi salak salak yazıyosun kesin hissi var. Yenilmeyeceğiz bu sese artık.

Neyse, şarkı hem galiba kıymeti bilinmemiş türk rak efsanesi, hem gençlik, hem tokat, hem de işte a tribute to K.
Neden olmasın ki? Bu da benim gerçeğim.

Hfjdjdj böyle şeyler yazınca da bi yandan gülesim geliyor. Kendime oklu kalp.

istanbul