26 Temmuz 2009, Pazar
saat: 04:27


Bugün ikinci kitabımı da okudum, aslında biraz da ceza gibi bişe, bitirmeden yatmayacağıma söz verdim, neyse demin bitti; Can yayınlarından Albert Camus'un Düşüş adlı kitabı. Camus'un okuduğum ilk kitabı, çok açmadı beni, belki kahramanın daha doğrusu sefil adamın hayat tarzının, düşünce sisteminin, hayata bakış açısının bana pek uymaması bunda en büyük etken. Birkaç alıntı yaptım aralardan, bazısı Bektaşi mantığıyla oldu ama güzel de oldu sanırım.

... bir misilleme eylemi sırasında bir alman subayı ihtiyar bir kadından, iki oğlundan rehin olarak kurşuna dizilecek birini seçmesini nazikçe rica etmişti. seçmesini, tasarlayabiliyor musunuz bunu? şunu mu? hayır, şunu. ve onu alıp götürdüğünü görmesini...

... olağan ya da olağanüstü, bu kanı beni uzun zaman gündelik yaşamın üstüne çıkardı ve yıllarca, sözcüğün gerçek anlamıyla, havalarda yüzdüm, bu yıllarıma da doğrusu yürekten yanıyorum hala...

... bakın, dostu hapse atılan bir adamdan söz ettiler bana, adam her akşam evinde yerde yatıyormuş, sevdiği kişiden esirgenen bir rahatlıktan yararlanmamak için...

... bana öyle geliyordu ki, hiç öğrenmemiş olduğum, ama yine de çok iyi bildiğim bir şeyi, yani yaşamayı unutuyordum. evet, sanıyorum ki, her şey o zaman başladı...

... gösterişsizce kabul etmek gerekir ki, aziz hemşerim, hep benlik gururuyla dolmuşumdur ben. ben, ben, ben, aziz yaşamımda hüküm süren ve her söylediğim şeyde işitilen nakarat buydu işte...

... tabii, gerçek aşk pek az rastlanan bir şeydir, aşağı yukarı yüzyılda iki ya da üç kez görülür. bunların dışında boş gurur ya da can sıkıntısı vardır...

... gerekirse ölür insan, boyun eğmektense zincirini kırar. ama ben boyun eğiyorum, çünkü kendimi sevmeye devam ediyorum...

... içtenlik nasıl dostluğun bir koşulu olur? her ne pahasına olursa olsun, gerçek sevgi hiçbir şeyi kollamayan ve hiçbir şeyin kendisine direnemeyeceği bir tutkudur...

... biz kendimizden iyi olanlara nadir olarak bel bağlarız. daha çok onların toplumundan kaçarız. tersine çoğu zaman kendimize benzeyen ve zayıf yanımızı paylaşan kimselere açarız içimizi. demek ki kendimizi düzeltmeyi ya da iyileştirmeyi istemeyiz...

... kısacası biz hem suçlu olmaktan çıkmayı, hem de kendimizi arıtmak için çaba göstermemeyi isteriz...

... tüm insanlar hakkınızda iyi konuştu mu, vay halinize!!...

... sevmek ve sevilmek ihtiyacında olduğumdan, aşık olduğumu sandım. başka deyimle aptallık ettim...

... ama insan acılarının en büyüğü yasasız yargılanmaktır...

... Paris'e mi döneceksiniz? Paris uzak, Paris güzel, unutmadım onu...

... ama insan yaşamını sevmediği zaman, onu değiştirmek gerektiğini bildiği zaman, elinde başka seçeneği yoktur, öyle değil mi? bir başkası olmak için ne yapmalı? artık hiç kimse olmamak, herhangi biri uğruna kendini unutmak gerekirdi, hiç değilse bir kez...




istanbul
hosting