|
27 Temmuz 2009, Pazartesi
saat: 23:03
dün ihtiyacım olandan fazla param olmasını çok istedim bir ara. saat vermek gerekirse, öğlen 12 civarı. böylece, her hafta, hatta belki haftada birkaç kere, kuaför erol'u mutlu edebilirdim. semra özal nasıl bir insanki kuaförlerimizin dimağlarına hiç silinmemek üzere kazınmış, aklım almıyor. saçlarıma abuk şekiller verdirmek gibi bir niyetim yoktu, ama her kız annesi gibi benim annemin de vazgeçmek gibi bir niyeti yoktu. pazarları her kuaför açık olmayınca, doğduğum evin altındaki erol kuaför'e gittik. o günün zaten benim günüm olmadığı fikrini sindirmişim içime iyice. hiç istemediğim bir günü yaşamak zorundayım, saçımın nasıl gözükeceği kafama en son takacağım şey o yüzden. kuaför erol da gelmiş artık altmış yaşına. istediğini yapabilsin diye hiç sesimi bile çıkarmadım. işi bittiğinde bir tina turner olabilecek kapasitedeydim, ki zaten birkaç saat sonra nikah salonunun önünde yavaş yavaş toplanmaya başladığımızda can peruk taktım zannedecekti. semra özal'dan tina turner'a geçiş yaptığımın fakındayım, ama ordaki temel ilke durmamacasına kabart. aynada kendimi inceleyip gülme krizine girmemek için dudaklarımı ısırdıktan sonra hiçbir şey yapmadım, ama aslında bacaklarımın arkasıyla oturduğum sandalyeyi geriye itip ayağa kalkarak, yavaş bir tempoyla erol'u alkışlamak istedim. "this is your day erol. this is your day.." nerede paragraf başı yapmam gerektiğini kestiremedim bir an. o yüzden şimdi yapayım. öyle kabarık kalmadım tabi ki bütün gün, çünkü saçlarım fazlaca düz. gerçi bu yüzden değildir muhtemelen, ama ilkokuldayken kuaförün biri saçıma birşeyler yapmaya çalışıp bir türlü beceremiyordu. en sonunda, sinirle 'saçların çok düz, yapsam bile dayanmaz bu saça hiçbir şey' demişti. ben de böylece saçımla ilgili ne sorun yaşarsam yaşayayım, çok düz, ondan böyle oluyor deme alışkanlığı geliştirdim. ya geç kalırsak paniğiyle bir saat önce gittiğimiz için nikah salonuna, ki bu bizim ailenin şehirlerarası otobüsler söz konusu olduğunda da yinelediği bir reflekstir, orda geçen zaman boyunca rüzgarın da katkılarıyla indi saçım. ben dün ilk kez genç kız olmuşum, ortak fikir bu. yirmi altı yaşında ilk kez genç kız olduğum için, otuzuma ancak ellimde girerim, o yüzden yaşlanmak gibi bir korkum yok. gelin hanımla sorun çıkmadı hiç, ki kendisi kuzenim olur. hatta bayağı güzel de geçindik. ömür boyu unutmamayı seçeceği günlerden biri de bu gün olacak diyerek tersleşmemeye karar vermiştim, o da, günün ilerleyen saatlerinde fark edeceğim üzere, yıllar öncesinde çok eğlenceli vakitler geçirdiğimiz günleri hatırlamayı seçmiş. nikahtan sonra akşamki eğlenceye beş saat kalınca kalabalık bir aile grubu yakınlarda bir yerlere gidip boğazlarımızı sulayarak muhabbet ettik. herkesin ortak gerginliği gece göbek atılacak mı atılmayacak mı. aslında komik, çünkü bizimkiler çok göbek atar, ama insan içinde değil, böyle de garip birşey. organizasyon da düğün yemeği diye geçince, yemek diyor canım, dans yoktur, ama düğün bu, olmaz olur mu diye konuşulup hiçbir yere varılamadı. evlere gidildi, üstler değiştirildi, mekan bulundu, aa ne güzel yermiş lan denildi, sonra da ortalıktaki boş alan fark edildi, pist niyetine ayrıldığı hemen anlaşıldı. herkes masalara paylaştırılmış, kuzenler bir masaya oturtulmuş. masa da hemen pistin yanında. kurbanlık koyun gibi oturduk, herkes sıçtık diye birbirine bakıyor, çünkü her ne kadar gelin ve damadın da bir sürü arkadaşı gelmiş olsa da, ortalığı coşturma, dans pisti dımdızlak kaldığında hareket katma gibi görevlerin aile tarafından empoze edileceği biliniyor. bir de işte bizim aileden ilk kez biri evleniyor, bütün kuzenler arasında, düğünün öyle de bir özelliği var, bizlere o yüzden de ayrı görevler düşüyor, ne oldukları muğlak olsa da. bense kaderime daha ilk dakikadan razı olmuşum, çünkü masa kuzenler masası olarak ayrılınca o kadar erkeğin slow dans yapabileceği tek kişi ben oluyordum, hemen ellerinin altında olan. zaten gelinle damadın ilk dansından sonra çalan daha ilk şarkıda, 'idil herkes kaşları kaldırdı bakıyor, gönülleri olsun gel' lafını üç kere duymuştum bile. iki dakika salınıyoruz, görevimizi yaptık bilinciyle masaya dönüyoruz, ama ben oturamıyorum bile, tekrar piste. ama işte bütün gece böyle devam edemedi. birkaç şarkıdan sonra orkestra coştu, bir sürü göbek havası arka arkaya. kaçacak delik arıyoruz, ama yok. cengiz abi, eniştelerden biri yani, daha ilk rakıyla sarhoş olunca yakamızı bırakmadı. masanın karşısına geçti, iki el 'gel gel' yapıyor, ağızla 'hop hop' diye ritm tutuluyor. kendisi bana kısaca uluslararası ilişkiler der. karşıdan dili döndüğünce bağırıyor, 'uslaraası işkiler gel buraya!' daha saat dokuz bile olmamış. yanımda da yalın'la can oturuyordu, iki dakika gidelim iki el çırpalım, geri geliriz dedik, ama planladığımız gibi gelişmedi işler. birkaç yıl öncesine kadar neredeyse her günü beraber geçirirdik yalın, can, ben. konserler, bahar şenlikleri, bar diye yanlışlıkla gidilen pavyonumsu bir yerde can dayak yemesin diye kalkıp göbek atmalar falan derken geliştirdiğimiz bir sürü figür vardı ortak. şebekliğine onları yapıyoruz. ben 'amma şeberiyoruz, utanır oturturlar zaten şimdi' diye düşünürken dışardan pek öyle görünmüyordu galiba, pek hoşuna gitmiş aile efradının. sonra bütün gece 'siz ortaya geçin', 'herkes oturdu, sönükleşti düğün, hadi bakalım coşturun biraz', 'ay çok şekerler yahaha, tutun kaçmasınlar', 'gelip biraz şurda göbek atın, anneanneniz sizi göremiyor' gibi direktiflerle, sadece pistte değil, mekanın muhtelif yerlerinde de delirmiş gibi hareketler yapıp durduk. yirmi altı yaşına geldim ben diye işin içinden sıyrılmak mümkün değil. ama sonra 'madem maymuna çevirdiniz bizi, sizi de rahat bırakan ne olsun' diye psikopata bağlayıp bütün aile efradını omuz ve kalça figürleriyle dansa kaldırıp göbek attırdım, cengiz abi her rakı molası için masaya dönmeye kalktığında 'ooo matematik (bu da benim onu çağırış şeklim)' diye bağırıp hop hop diye ritm tutarak elimden geldiğince pistte tutmaya çalıştım, annem her sıvışmaya kalktığında 'süreyya?' diye yakalayıp gerdan kırdım. neticede bütün bir akşam manyak gibi göbek attık. tabi bütün gece işkence gibi gelmedi bu. biraz sarhoş olduktan sonra kimse zorlamasa da herkes ortaya fırlamaya başladı zaten. gece eve döndüğümde de telefon açıp göbek atma temelli abuk isteklerde bulunmuş olabilirim evet. ehem. korktuğum gibi eziyete de dönmedi hiç. özellikle son bir yıldır aramız bayağı bozulduğu ve tatsız birkaç olay yaşandığı için bu akşam için de diken üstündeydim kaç zamandır, ama hiçbir şey de olmadı. aksine çok yumuşak ve dostaneydik kuzenle birbirimize karşı, ikimiz için de iyi oldu. falan fıstık işte. aslında burda bir-iki paragraf daha vardı, dün düğünde tanıştığım inanılmaz bir hatunla ve yapmam gereken işlerle ilgili, sonra sildim. bütün günü çalışmaktan kaçarak geçirdim, hala da hiç istemiyorum, ama daha fazla ertelersem kıç üstü oturacağım. bir ay kadar daha da böyle devam edecek. hatta tatile bile yanımda bir sürü kitapla gidiyorum. kitaptan kastım, okuyup notlar çıkarmam gereken ve sonrasında ordan öğrendiklerim üzerinden sözlüye gireceğim türden kitaplar. sanırım ancak 2 eylül'den sonra gerçekten rahatlayabileceğim. gerçi o zaman da taşın et, ev bul, iş ayarla. hayırlısı ossun bakalım. | ||
|
|
||