|
28 Temmuz 2009, Salı
saat: 20:15
Evet, bu otomatik olarak bir devam niteliğinde bir a 4 olduğu için, şu anda, içlerinden en az 2 asosyalı tanıdığın bir topluluğa girmek gibi. Böyle yerler her zaman zaman kaybettirir. Virajlı fakat kaleli yollar göründü. Mutlaka bir yere varacağını bildiğimden biraz da yabancılaşarak kendime hafif gülüp hafif kıllanarak-mesela eskice bir kelime aradım burada fakat bulamayınca bu İETT 40 derece Beykoz kılanmasını kullandım. Bunlar fakat, daha elli kere, silinip düzelebilir. Micro düzeyde vörd kullanıcısıyım da denebilir. Mesela, kelimedeki o çocuksu hava yerine, vörddeki evrenselliğe ama v den kaynaklı bir ulusalcılığı da dikkat çekmek isterim. Oranın bir satırı, bugünün kurunda a dördün çok uzağında bir teknoloji. Teknoloji kelimesinin yerine de yine tamamyine içinde j geçsin ama öyle bir şey kullanamayabilirlerdi. Evet. Diş ağrısı nedir valla öğrendim. Bu hep kesecek belli ki muhabbetimizi..Muhabbetimizi. Neler diyorsun. Teknik hataları sever bu halk, basım yanlışlarını.güvende vardı e güvende de varsa, bir yerde, şaştım.gördüklerimde gibi. Yani kesinlikle bu değil ama şıklardan biri de bu olabiir. Bu ayarda. Bekleye bekleye bir bakıyorsun gelmişsin.İşte. Bir yerlere. Ne kadar uzaklıktasın. Tuna kiremitçi olsaydım kendinden derdim. Ama bir yere gidenlerin verdiği cevabı verecek olan Geri dönğp bir daha öpmeleri sevgililerin hiç de azımsanmayacak bir şeymiş. Az bulunur bir güven. Tuna Kiremitçi miyim yoksa lan. Serkan oturduğu Gültepenin en radikal çocuğu olarak uzaylıların varolduğuna inanıyordu. Bir gün hayır biz varsak, ve onları bilmiyorsak, onlarda var olamaz mı diyerek uzaklara baktı. Dalmasını fırsat bilip kaçtım evden. Sonra düğünlere klevyesini çalmaya gidiyordu. Ara ara bazen cigara, durmadan kızarkadaşlarıyla sözlenen nedense benim çıra gibi yandığım bir ufak tefek adamdı. Ne işi var şimdi burda, bana soracağına, alsancağı, o hale getiren simit mümkün değil. Uyaksızlar. Olmalı kitaplar. En azından bir tanesinin ismi için fena olmaz. Eğer bir ev hanımı olsaydı dün ısmarladığım mantının yoğurdunu ikiye katlayıp çöpe atacağı yerde bir kabak kaldı ya, hemen onu haşlar, bir yemeği böyle kurtarıp bir diğerini çalarak/recycle-bu da asla yazılamayan kelimelerden mesela) öyle yapardı. Çocuklarına orospu çocuğu demeden önce uzunca bir ıı diyip isimlerini düşünüyorlar. Peki cihangir parkı yerinde dursaydı şimdi fena mı olurda. Allah beni kahretsin kesşke camiiye gitseydim. En kolay yer. Anında enselenirdim. Ama kriminal bir şeye henüz rastlamadığımız için yakalanırdım, daha doğru. Bazen insan beynini okuyacak faşit silahları yapana kadar bekleyip öyle mi intihar ettirselermiş diyorum Hitleri. Almanca da intihar Freitod. Tod hepimizin bildiği üzere çizgi filmlerdeki işini abisine kaptırdığı için, kendini dünya işlerine verdiğinden zamanlar dünyanın kendisi. Fre herkesin bildiği gibi Patlamış bir fren. Bu şakayı da ciddi de bırakarak konumuza dönüyoruz çünkü hala bir konu bekleyenler olabilir ve ne yalan söyleyeyim onlara katılmadan duramıyorum.Frei ise bitiş çizgisi demektir. Biten dünya, son durak anlamına gelir. Muhakkak içinde kimin yaptığına dair bir ek de vardır ama bu kouyu Goethe enstitüsündeki hocalara bırakalım. Karnım ağrıyor kıskançlıktan Alanımda çalıştığım hiç bir şey yok. Alan değiştirip Sabiha gökçene gideydim. Buradan Sırbistana bağlayıp size bir parlayan yıldız hikayesi anlatabilirim. Ama kimbilir ne kadar da yanıltıp anlatırım. İşte böylece yeryüzünden acısız arada gelmek üzere ama çokça yok olarak kayarak suyun üzerinde gitseler diyorum. Bu nedenle kağıt gemilerden mütevellit törenlere bakmak için. Neyse. Şimdi uzaklaşmak (googleda ölümden sonra hayat diye bir şeyler. Var.) Her mahallenin kendine özgü bir flört sistemi var. Burada yaş, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin bu flört herkesle herkesin arasında var. Çocuklarına orospu çocuğu demeleri boşuna değil. Sabahın bir saati.(zaağır demir tabii paslı kapılarını, içerinin bir otogar ya da bir hücre kadar olduğunu gizleyen man önemli değil/akşam da olabilir) Demirciler ağır güneşe karşı ne de erkenci Kocalarına kahvaltı hazırladıktan sonra uyandırmaya kıyamayan henüz bütün karıları adamların pencerelerinden, güneşin en de güzel saatlerinde, siyahlanmış çıplak kollarında dışarıya o iğrenç sesi çıkaracak aleti taşıyalı hepsinden bir şaplak yiyor gözleriyle.Görüntüsünü oğlanın güneşin altında çekiyorlar nefesleriyle. İyi ki cinsel organlarda ses sistemi yok. Zeki Ökten.-Bu belki ayrı bir planda çekilecek, belki de bir daha bakılacak olmazsa silinecek.- Zeki abi yokmuş. Sinekleri çekiyor. Benim durumum biraz farklı, cebimde bir liram yok, çekip de gidemem Piyer Loti gibi, ki, ismini ve okulunu biliyorum. Bak o da o değilmiş. Fransızlar işte hep böyle oyun ederler adama. Tüm isimleri masus Parisle uyumludur. Trenlerinde muhakkak kendilerini olduklarında daha bulanık gösterecek camlar vardır. Bir de onun dediği gibi garsonları kaba. Hizmet iyi isterim dedi kız. Hizmet gerekirse ben çocuğumu ona veririm. Kız Gülay çok kilo aldım değil mi? Alo günayi kilo almışım değil mi Evet göbek yapmışsın. Mahalle uyaklı yamukluğun getirdiği bir durumdan. Rüyamda Kiorostamiye –yazılışına bak- el seninle ortak senaryoya girelim diyordum. Bunu neden yapıyorsun diye soruyordu. Sadece İran halkını gerçekten seviyorum diyecek olup vazgeçiyordum. Muhtemelen mahallede bir ağır sokak da yaşayan ev kadınları, onların pısırık kocaları ve orospu çocuklarıyla tam o anda B ses kayıtçısından: Uğur(5lerinde), Bu muratı(1lerindeyavaryayok.) dövmemiz lazım, bir dakika gelir misin? Diyor. Evet, biraz biriktirebilirsem işte bakalım, önümüzdeki kış kendimi o koruluklardan atarım dedi erkenden emekli edilmiş bir toy. Tod la Tomun üçüncü kardeşi. O mongol bozkırlarında kalmış. Bir çok şeyi yanlış anlıyorum sanırım. Ama bunu da test etmenin programı yok. Kadıköy diye bir yer benim için öyle arada kurulan, cezanın falan sokaklarında çekirdek yiyerek yürüdüğü bir alan. Umarım aranmayız bugün. Çok iyi olur bence. Bir dümenlerde buna dönse. Kendimi nerelere vursam. Belki de daimi bir yalnızlık istemi ile yabancılaştığım bu duyguya genel olarak kazım koyuncu cevaplıyor, o da kimsenin anlamadığı yalnız kendinin konuştuğu gürcücü ile –yanılıyor muyum- cevaplıyor halkın sorularını. Sürekli bir gerilim. Hep hollywood mahalle, çocuklardan birinin öbüründen daha uzak işemesini bile bağırmasebebi yaparlar. Aslında söylemek istediğim böyle bir şey. Tam tahmin ettiğim gibi. İstikbale gidip sehpayı alacakmış biri, ama halıyı değil değil mi, değil dedi onun penceredeki annesi hep giriş merdivenlerindeki kızına. Neden bizim alt sınıfımız, istikbaldeki kötü burjuvalar için olan eşyaları kendine hedef belirler. Ama sinema mesela daha kolay. Hayat geniş diyorum. Darlanma bazı bazı arkadaşlara. Şimdi gidiyorum desem kiliseye, sonra da camiiye gitsem. Hinlik yapıp. Aman ne kadar sıkıcı oluyor bazı anlar. Çırılçıplak ip gibiymiş durup sallanıp durdum orada. İçeriye kimbilir belki çoktan kamera yerleştirmiştir H. büyücüleri yakalasın diye. Ama belki de ben sanacak şimdi. Öyle yerlerime kadar manyaklık duruyor ki. Yüzeye çıkmak için Annelerin çocuklar her çılgınca ağladığında bir an harbi mi lan diyip bir an numaracı kararını nasıl verenler ve vermeyenler olarak ikiye ayırırsak. Bu bağırışda, her üç diyologda bir konuşmayın kız diye bağıran bir de hakem var ki, bu maç as.. Şimdi de pencerenin önüne ,karşı apartmanla benim apartmanın biraz da içine girerek uzunlamasına parkeden çocuk. Neye benziyor kimbilir. Bağırmaya gücüm yok, bir uzun hava söylüyor. Hedefi karışık. En gen kızına mahallenin –lafın gelişi mhahalle, yoksa stadyum tipi bir ev tüm yadigar. ya da 4 yaşındaki orospu çocukları. Geceyarısı, ter içinde uyanan kahır belası, allahın karası,japon balığı, of..Neyse o, Yukarılarla görüşüp bu işi bugünlerde halletmek istiyorum. Specificcly bugünde çünkü yarın onu doğru yazmasını öğrenebilirim. Belki öğrenmeden bitmesi en frei. Her şey, beş metrekarelik odada, bir makinanın önünde monitörlerden resim seçen o gencin, son vuruşuyla birlikte ama kadrajın altından, öyleki aşağıdan girecek kalkan başı ekrana başladı. Had safhada gürültülü her mahallede olması normal olduğu gibi, tüm düşünebilme ihtimalleri, doğru algılamalar, peki en azından oturup düşünmeler, sokağa adımını atamıyor bile. Belki kendisinin içinde bir resimdir diyor bir ressam bir diğer ressam için. Şimdi bende yok, ne zaman ben de olacak. Güç ise aslanla yer değiştirmesi gereken kelimelerden. Şu halsiz cin kalksada tabumdan, rahat rahat anlatsam masalı, yapardım eskiden. Sanki hiç böyle kambur oturup asetonsuz kalmamış gibi, iyi bir fransız restoranında, yeni yapılmış hala sıcak ve uygun damaklara, taptaze şefin spesiyallerini taşısam masalara. Ama boşları ne olur, ne olur bana vermesinler. Bütün bitenler hüzünlendirir beni, hüzünlenince biraz huysuzlaşırım. Kendimi şu yanımda duran tuvalet kağıdıyla boğmak geçti bir an içimden. Beni istemiyor mu, kıyak mı yapıyor. Belki o da gelir diyor. Yalan değil mi diyecek. Demez ki, keşke herkesin baloncuğunu Vedat Türkali yazsa. Evet. | ||
|
|
||