30 Temmuz 2009, Perşembe
saat: 10:57


dün biraz dandik bi gündü.

sabah 6:45'te kalkıp hastaneye gittim. ve her aptal insanın yapacağı gibi gördüğüm ilk sıraya girdim. sırayla ilgili 2 kötü şey öğrendim. birincisi otuzuncu kişiden sonrasına numara verilmeyeceği idi. ikincisi daha önemli, sıra ortopedi sırası idi. çok şükür ortopedik bir rahatsızlığım yok, ben de psikiyatri sırasını aramaya başladım. yine bir yanlış sıraya girme ve ilacını almamış bir kalp hastasının çıkardığı kavgaya tanıklık ettikten sonra üç kişiden oluşan psikiyatri sırasını buldum ve numaramı aldım: 10.

numaramla kayıt yaptırırken güzel görevli tarafından "biraz çabuk ol" diye azarlandım. boğa^boğa'yım ben, napiyim?

muayene tam rezaletti. ritalin yazdırmaya gitmiştim. açıkladım ettim, doktor şöyle unutkanım böyle dalgınım ders çalışmam gerek yaşım ilerliyor vs. diye adam gitti başka bir ilaç yazdı. unuttum adını.

sonra dükkana geldim. kpss sonuçlarının açıklanmasını bekliyordum. öğlene kadar vaktimi ösym'nin sitesinde f5 yaparak geçirdim. yemek yedim. doktorun yazdığı ilaçtan bir tane attım. akşama kadarki zamanım aynı şekilde geçti.

akşama doğru i'ye msn'de bişeyler yazdım, araya ciddi bir soğukluk girmesini engelledim.

akşam 7:30 gibi dükkanı kapattım, pek keyfim yoktu o yüzden çok nadir yaptığım şekilde müzik dinlemeden ve dolmuşla gitmeye karar verdim. dolmuşların geçtiği yola doğru yürürken "don vito corleone haklı, erkekler dikkatli olmalı, dikkatsiz olmaya hakları yok" gibi düşünceler aklımdan geçiyordu. bunu ne takip etti? şu takip etti: dolmuşta giderken telefonumu yanıma almaya unutmuştum. hayatta ilk defa mı ne oluyor, daha önce hatırlamıyorum olduğunu.hem de bu dikkat dağınıklığı ile ilgili ilaç kullanmaya başladığım gün oldu. durdurdum dolmuşu, karşıdan başka bir dolmuşa bindim, dükkana geldim telefonumu aldım ve yine dolmuşla geri döndüm. bir gün içinde toplam beş kere dolmuşa binmiş oldum ki ortalamamı baya bi yükseltmiştir bu.

keyfim yoktu, keyfim yokken kendime zarar vermek isterim, bu yüzden burger king'e gidip double whopper ve soğan halkaları aldım, paket yaptrıdım. hayatımda ilk defa hamburgerin yanına kola dışında bir içecek aldım: limonlu ice tea.

eve geldim, çoraplarımı çıkarıp sağa sola fırlattım, pantolondan kurtulup şortumu giydim. ve günün en ağır darbesini yedim: soğan halkalarını koymayı unutmuşlardı! aslında bu şube biraz dikkatsizdi, daha önce bir kez kolaya buz koymayı unutmuşlardı bir kez de ketçap mayonez koymayı. o zamanlar sağlığını düşünen normal bir insan olarak evde ketçap mayonez bulundurmayan ben o saman gibi patatesleri yerken ve o imamın abdest suyu gibi kolayı içerken iyi küfrettim; analı bacılı...

soğan halkalarını unutmuş olmaları gerçeğine uzun süre direndim. paketleri kutuları tekrar tekrar kontrol ettim. yoktu... garip olan dün gördüğüm kadarıyla burger king kadrosunun tamamının değişmiş olması idi. biri orta biri üst düzeyde güzel iki kız gitmiş yerlerine iki "güzel olmayan" kız gelmişti. bir dahaki gidişimde, ki herhalde en az bi 2 ayı bulur bu; soğan halkaları ile ilgili çemkirmeyi ve eğer havamda olursam "siz havalandırmıyo musunuz ya burayı? her seferinde birşey unutuluyor. ahahahha" şeklinde bir orta yaş esprisi yapmayı planlıyorum.

bir darbe de evelsi gün bozuk halde bıraktığım ve kendi kendine düzelmesini ümit ettiğim bilgisayarımdan yedim. kendi kendine düzelmemişti. bu gerçeği de kabullenmekte çok zorlandım. sabit disklerdeki filmleri, müziği kurtarmak için uzun süre çabaladım, porno konusunda endişem yoktu zira birincisi onlar yedeklenmişti, ikincisi elimdekilerden çoktan sıkılmıştım. uzun uğraşlar sonuncunda sabit disklerimi yedeklemeyi başardığımı sandım, sistemi kurtarma disklerinden tekrar yükledim, hp'nin cıvıl cıvıl açılış filmlerini resimlerini izledim ve sabit diskteki her şeyin kanatlanıp uçtuğuna tanık oldum. hala aklıma gelmedi ama galiba telafi edilemeyecek bir şey yoktu. normal her insanın yapacağı gibi internetten aimp2, kmplayer, chrome, msn indirmeye çalışacaktım amma bağlantı şifresini bilmiyordum. olası şifreleri denedim. kardeşimi ve babamı aradım. onların söylediği şifreler olmayınca sinirlendim, yarım saattir kalın sesi, koyu takımı ve kobalt gözleriyle sinirlerimi aşındıran christian troy'a patladım televizyonu kapatıp kumandayı zarar görmeyeceğine emin olduğum bir yere fırlattım.

bilgisayarı kapatıp dişimi fırçalamadan işemeden sabahtan beri üzerimde duran tişörtle yattım.


istanbul
hosting