|
31 Temmuz 2009, Cuma
saat: 22:47
haftasonu balıkesir'e gidiyorum. bisiklete atlayıp geziyoruz köyleri. tarlalar arasında taşlı-toprak yollarda. sonra kayboluyoruz. toprak yolların o dumanı cigerlerimize doluyor, ama rahatsızlık vermiyor. hava o kadar temiz ki... sonra tarla kenarında oturan teyzeye yol soruyoruz. ayran içmezseniz söylemem diyor. şaşırıp teklifi kabul ediyoruz. asma ile örülü çardağa alıyor bizi. kızını çağırıyor. testiden ayran ikram ediyor utana sıkıla. ben daha çok utanıyorum.. sonra oğlu geliyor dışarıdan. şapkasını eline alarak selam veriyor, o da utana sıkıla. hoşgeldiniz diyor, sanki yıllardır tanıyor gibi samimi bir şekilde. ve ben daha çok utanıyorum.. kendimden, çevremden, yaşadığım bu şehirden ve sözde gelişmişlikten, sözde eğitimden, sözde modernlikten... teyzem soruyor nerden geliyorsunuz? diyemiyorum istanbul diye, utanıyorum bir kez daha. diyemiyorum teyzeme... nasıl derim istanbul diye, nasıl derim birbirini öldüren, yabancıyı bırak kardeşine kapıların kapandığı şehirden geldiğimi, nasıl derim saygının olmadığı, herşeyin, hatta aşkların bile para ile satıldığı o şehirden geldiğimi.. utanıyorum ve susuyorum... | ||
|
|
||