|
02 Ağustos 2009, Pazar
saat: 19:59
Sinemada izleyip isteyipte türlü aksiliklerden dolayı gidemediğim "Revolutionary Road" filmini izledim dün gece. 60'lı yılların tutkulu aşkını yaşayan ama kavuşamayan Titanic gibi melodramlı bir film bekleyip kendimi ağlamaya hazırlamışken bunun tam zıttı bir filmle karşılaştım. Ve bende tesiri hala çok fazla... İlişkileri boyunca sürekli kavga eden bir çift evleniyorlar mutlu olacaklarını düşündükleri bir kasabaya yerleşiyorlar. Hayatta ikisinin de bir şey olmak gibi bir dertleri var. Kız aktrist olmak istiyor, erkek ise para kazanmak. Kız, bu hayallerine ulaşamamasının tek nedenini yaşadığı hayatın tek düzeliğine bağlıyor haklı olarak. Her gün aynı şeyleri yapıyor. Yemek, çamaşır, bulaşık...İlişklilerini kurtarmak için Paris'e gitmek istiyorlar ama erkek kasabada iyi para kazanacaklarını ve yeniden başlayabileceklerini söylüyor. Ve acı son..Kate Winslet sıradanlaşmış ve kendini kadın olarak göremediği evliliğinden doğacak çocuğu düşürerek ölüyor. Sıradanlığın getirdiği yaşamların, gerçekleştirilemeyen hayallerin evliliği ve sevgiyi çıldırışlarla ne hale getirebileceğini anlatan bu filmde Kate Winslet ve Leonardo Di CAprio mutlaka izlenmesi gerekiyor. | ||
|
|
||