03 Ağustos 2009, Pazartesi
saat: 01:08


Hani bazen evinizde televizyon seyrederken duymak istemediğiniz, size bazı kötü anıları hatırlatacak bir şarkı çalınır kulaklarınıza. Telaşla kumandaya sarılıp kanalı değiştirmek istersiniz...

Ne yazık ki her zaman bu kadar şanslı olmuyor insan. Mesela sokakta yürürken etraftaki bir mağazadan, veya minibüsteyken aracın radyosundan yükselir yine aynı şarkı. Ama bu sefer elinizden hiçbir şey gelmez. Sizin için işkenceden farksız olan bu duruma katlanmak zorunda kalırsınız.



***



Metin Üstündağ'a sardım yine. Hem de ne sarmak... İnternet üzerinden erişebildiğim ne kadar Met-Üst yazısı, şiiri vs varsa hepsini tükettim. Dün de "Denemeyenler" kitabını edinebilmek umuduyla Alkım'a uğradım. Bir-iki kitabı vardı ama ne yazık ki aradığım içlerinde değildi. Ben de boynum bükük, gerisin geri çıktım dükkandan. Birkaç yere daha bakacağım. Sonuç yine olumsuz olursa internetten sipariş edeceğim artık.


Dün kendimi dışarı atmamın asıl sebebi kitap almak değildi aslında. İnsan içine çıktım en nihayetinde. Bir kez olsun evden dışarı adımımı atmadan geçirdiğim koca bir haftadan sonra Moda'da denize karşı çayımı yudumlamak iyi geldi. Denizin rengini, kuşların sesini unutmak üzereydim neredeyse; kıyısından döndüm.

Hem, bir insan kendini bile isteye neden eve hapseder ki?

Bitirmesi gereken önemli işler vardır, anlarım. Ama bir hafta boyunca televizyon ve bilgisayar arasında mekik dokumanın mantıklı bir tarafı yoktur. Bir daha birinin "Gel dışarı çıkalım," demesini beklemeyeceğim. Bu sondu. Bir daha asla.



***



Ve unutmadan:

Büyük güne 72 saatten az bir süre kaldı.
Leonard Cohen!

Onunla ilgili de bir şeyler yazasım var ama konser sonrasına bırakıyorum şimdilik. konser izlenimleriyle beraber topluca bir yazı döşerim.


































Şimdilik kendimi gecenin kadife karanlığına bırakıyorum.

Üzerine bir de sigara yakarım.


































"Gel de anlat şimdi o naif filmleri bu tuhaf hayata..."


istanbul
hosting