04 Ağustos 2009, Salı
saat: 00:43


türkçe'yi yeniden unutmuş olabilirim, ama deneyelim bakalım.

ağrı karnıma dün geceden girdi girmesine, ama benzer süreçlerden geçen arkadaşların deneyimlerinin aksine çok güzel uyudum. gerçi yadsımıyorum, bir gün önce üç saat uyumasaydım sadece, ben de 'yok arkadaş uyunmuyor valla'cılardan olurdum belki. sabah heyecandan ölerek uyandım ama, ordan tutturdum. öğlene doğru okula gittim, birkaç iş vardı halledilmesi gereken, ama sündüs abla'nın öğle tatili anlayışı bambaşkaymış, iki saati aşkın birşeye çıkarmış yaz olunca. kantine geçtim ben de. yüreğim ağzımda, sakinleşmeye çalışıyorum. bilkent'ten gelecek hoca da benim gibi erkenden damlamış. kantinde karşılaşınca biraz sohbet edelim dedik. ilk görüştüğümüzde kapalı bir mekandaydık. ışıktan, loşluktan mıymış o zaman bilemeyeceğim, ama bugün yarı-tanrı görünmedi gözüme pek. gerçi yine de yakışıklı adam. allah için. ama yarı-tanrı olacak kadar değil. baktı ölüyorum heyecandan, yatıştırmaya çalıştı. baktı yatışamıyorum, gerginliğimi jüriden bir hocayla jüri öncesi yüz yüze gelmiş olmama bağladı, ilerde bir yere geçti. ben de kendimi yatıştırmaya çalışarak ama yatıştıramayarak etrafı izlemeye koyuldum. sündüs abla artık gelmiş midir ki diye yukarı çıktığımda, ki gelmemiş, bilkentli hocayı gördüm yeniden, tez hocamı bekliyordu. bir yarım saat sohbet ettik. konular biraz daha genişleyip tez özelinden çıkınca, ben de az biraz rahatlama emareleri göstermeye başlayınca, gerginliğimi kendisine bağlamaktan vazgeçti o da muhtemelen.

sonra işte vakit gelsin, toplantı odasına geçelim, ben öleyim yine heyecandan. öyle de devam ederdi muhtemelen. ama hocaların jüri sonrası imzalaması gereken formlarda yanlışlık yapmışım salak gibi. bölümün içinde deli danalar gibi koşmam gerekti birkaç kere. bir yukarı bir aşağı. bir türlü halledemiyoruz, hocalar aşağıda beni bekliyor. benim yeniden çıktı almam lazım, vakit yok. sündüs abla, güzel insan, sen git artık, ben hallederim sen çıkana kadar dedi en nihayetinde. insan o kadar koşunca ve iç organlarını hoplatıp durunca, en sonunda durduğun zaman yüreğinin sıkışacak mecali kalmıyor sanırım. sadece durup dinlenmek istiyor. benim de heyecanım böyle geçti.

bayağı komik bir tez savunması oldu. ortada bir savunma var kesinlikle, ama savunan ben değilim. kendi yaptığım işten kendim bir türlü tatmin olamadığım için, olay en nihayetinde benim 'ama hocam şurası da acayip boktan oldu' diyip, hocalardan herhangi birinin 'ama bak olur mu, şuraya bağlamışsın, iyi kotarmışsın' demesine döndü. tez hocam, memnuniyetsizliğin dibine vurduğum bir zamanda, 'nasıl olsa bir sene sürem var, ben bu tezi rafa kaldırayım, en baştan yeni bir konu seçip yeni birşey yazayım' gibi bir laf sıçmış olmamı diğer hocalara anlattı hatta. sonra laf 'oo ne tezler var, bak geçen bir jüriye girdim, ne oldu dur dinle'lere döndü. keyifliydi işte. hocalar da süperdi, ne yalan söyleyeyim, ayrı ayrı. ama üçüncü hocayı bambaşka bir alandan seçmek şahane bir fikirmiş. endüstriyel tasarımcı kendisi aslen. haliyle bambaşka bir gözle bakıyor. benim o içinden çıkamadığım sorunun aslında nasıl da sosyolojik bir bakış açısında diretmemle ilgili olduğunu, incelediğim projeyi kendi dinamikleri içinde ele alabilmeyi başarırsam sorunun aslında nasıl da çözüleceğini anlattı, geri kalan üç kişi hmm'ladık. falan fıstık.

neticede bitti gitti işte. imzaladılar. birkaç düzeltme verdiler ama düzeltme gibi değil bile. daha doğrusu şöyle; chapterların yerleri değişecek, bazı yerler atılacak, bazı yerler azıcık uzatılacak. ama olay öyle bir yere geldi ki 'istersen yap, keyfin bilir'e döndü iş. hatta sonra hocamla da konuştuk, 'nasıl olsa geçtin jüriden, o yorumlar da tezin biraz daha iyileşsin diyeydi, çok harcama kendini, git güzelce tatilini yap, o arada tezine de az biraz bak, içine sindiği zaman da bas getir, benim kontrolüme ihtiyacın yok' dedi. bu haliyle versem bile sorun olmayacak yani.

günün geri kalanı da kampüste denk geldiğim tanıdık tanımadık herkese mezun olduğumu yumurtlamakla geçti. önce telefonda yarım saatten fazla manitayla konuşuldu, 'çok bunalmadıysan biraz daha konuşalım, ben daha da anlatayım bence' bile dendi açık açık, sabrına hayret edip biraz daha konuşuldu. sonra çağatay hocayla karşılaştık. adam sıcaktan bayılmak üzere, ben elleri kolları abartılı bir şekilde oynatarak herşeyi en baştan anlatıyorum. sonra kantinde keyif çayı içerken, sarma sigara içtiğimi gören iki kişi geldi masaya, tanımıyorum, canları çekmiş, onlar da sarabilir miymiş birer tane. masada oturdukları süre boyunca onlara da anlattım herşeyi kırk saat bıdı bıdı. sonra kütüphanedeki o beni her gördüğünde illa gülecek birşey çıkartma becerisi gösteren abime. bugün gülmedi gerçi. annemle konuştuğumda, yedi ceddimin benden haber beklediğini, kiminin sabahtan beri dua ettiğini, birkaçının enerji falan gönderdiğini, arayıp bittiğini haber vermemin iyi olacağını söylemişti, kendilerini helak etmesinler daha fazla diye herhalde, o yüzden sırayla bütün teyzeler kuzenler arandı telefonla, hepsine teker teker anlatıldı herşey en baştan. sonra da master tayfasından haber bekleyenler arandı. bir posta da arda'ya anlatıldı hepsi. artık bitti, artık bıkmışımdır bence aynı şeyleri anlatmaktan diyordum ki, cık, bıkmamışım. akşam okuldan çıkarken otostop çeken birini aldım. aslında tam olarak gideceği yere gitmiyordum ben, ama bir saattir bekliyormuş, kimse durmamış, ben de ne de olsa yakınlarda bir yer gidecektim, on dakika yürümesi lazım sadece. atladı onun üzerine. bir posta da ona anlattım. çocuk da garibim lisans öğrencisiymiş henüz, bir de mühendis, bizim alanlar hakkında pek fikri de yokmuş, conflict resolution demesi için bile bayağı bir düşünmesi, doğru tamlamayı bulana kadar kelimeleri evirip çevirmesi gerekti, ama kabalık da edemedi, dinledi yol boyu. yalnız, o değil de, yeni nesil acayip güzel anacım. kıymetleri bilinsin lütfen, ilgililere duyurulur, bizden geçti ne de olsa. falan fıstık işte.

yarın da yolcuyum yaşasın ki. on gün gezeceğim tozacağım. arada bir iki teze bakarım. kitaplarım ulaşmış, onlara göz atarım. bence türkçe'yi yeniden unuttum. onu da hatırlarım umarım. annem sen şimdi boşluğa düşersin diyip duruyor kurulu oyuncak gibi, ama hiç de bile. bir yıldır bu kadar rahatlamış hissetmemiştim kendimi hiç. mehmet'le de haberleştik bir ara. şu iş muhabbeti bayağı ciddiye bindi yahu, cv'ni gönder bir ara, tatilden döndüğünde de detaylı konuşuruz dedi. bundan sonra herşey tıkır tıkır giderse ne süper olur. gerçi öyle gitmese de yeterince güzel bence.

istanbul
hosting