|
05 Ağustos 2009, Çarşamba
saat: 14:30
bugün bir şey yaptım. ilk defa bu kadar çabuk ve net. üzerinde belki de düşünmeden diyorum da bunca yılın birikmişliğini gözardı ediyorum belki ama yaptım. sonra kendimi yine yine ve yine kötü hissetmiş olabilirim. geceden de kalma bir kötülük aynı zamanda. mehmete bir ara yalvarma derecesine geldim, allahaşkına daha anlatma, ben o kadında senin görmediğin gördüysen de yaşadıklarını bildiğinden hepsine birer açıklama getirerek anlayabildiğin şeyler gördüm ve hoşuma gitmedi. yalnızca kendi acısını görüp insanların da yalnızca onun acısına odaklı yaşamasını bekleyen, yanındaki yöresindeki insanları hırpalamasını(kendi de hırpalanarak üstelik), bütün hayatına yayılmış şefkatsizlik duvarını yıkamayışını... bir sürü daha. yüzlerce şey... anlayamamayı, onaylamamayı, bütün analtılanlara rağmen o kadına karşı (acımak dışında -ki bence çok kötü bir şey bu-)bir nebze iyi duygu hissetmemeyi kendime yediremiyorum. aslında yediriyorum belki de dün akşam insanların sitayişle bahsettikleri görünen benliğimin dışında olduğumu görmezden geliyorumdur. ben o kadar da iyi değilim. yüzüne toprak atılacak kadar hiç... bu kadın bir sınav olabilir mi? eğer öyleyse merhametimin mi(allah korusun), adaletimin mi (allah korusun), benlik duvarımda oluşan güçlü duvarın mı(allah bildiği gibi yapsın) sınavı? onunla üç kuruşluk ilgilenmeyle bu sınavı geçemeyeceğimi biliyorum. hayatının bütün çetrefilli alanlarına dalsam çözüm üretebilir miyim, o kadar derine dalmaya mecalim var mı? bütün bu zorlukları sıralayarak o üç kuruşluk ilgiden de kadını mahrum etmeyi mi plânlıyorum, buna hakkım var mı? bu da başka bir kadın k... oğlunu devlet eliyle kaybedeli yıllar olmuş, hakkında çıkan haberler nedeniyle ailesi, komşuları, devlet tarafından taciz ediliği için ta buralara yapayalnız düşmüş. tavırlarında, bakışlarında herşeye rağmen onurlu bir direnç var işte. var. birbirinin tersi iki ayna önüme serilmiş gibi. bütün aynaların kırdığı kendi aynam... kırıldı mı sahiden? çocuklar kaldıkları koğuşta sıcaktan pişmemek için küçücük vantilatörün yanında bir de çarşaflarını ıslatıp sarılarak uyuyuca hasta olmuşlar. boğazları şişmiş konuşamaz hale gelmişler... dışarı çıkmayı yasaklasam ya kendime yeniden... memedinin dediği gibi "kaç kaç nereye kadar" iyi de ucundan tutabildiğim kadarından fazlası gelmiyor elimden. yok yok ne kadar uzarsa uzasın bu yazı sonu yok. bütün bunların üzerine bir de tv diye tutturdu mehmet. farklı dokunmalar gerekliymiş. gecenin sonunda tufaya düştüm ve tamam dedim. olmasın. saat: 14:31 geçenlerde keşfettiğim o duayı yinelemek lazım belki de allah vesilesini halk etsin. amin | ||
|
|
||