07 Ağustos 2009, Cuma
saat: 10:20


seyrek düşler oteli
derler adına,
bir otelde yaşar sırrı bey,

on beş yaşı gibi
parlak gözleri,
ve laciverde çalan
sağlamasız günleriyle.

otele girdikten sonra,
bir merdiven inişi gülüp
iki merdiven çıkışı ağladığınızda
soldan ikinci kapıdır odası.

ikinci merdivenin son basamağında
duymaya başlarsınız
havada asılı
öfkeye çarpan
piyano vuruşlarını.

çünkü
arada bir eser,
ay ışığını dinler
küflü odasında
küfrederek
beethoven'a:
"ne diye çizmedin
gün ışığını da balkonuma!"

kapısı iki kez tıkladığınızda
yere düşer öfke,parçalanır.
duyamazsınız.
hızlanır piyano vuruşları,
kapı aralanır.

sessizlik..

sessizliğin zulmeti birikir kapı aralığında.
bir an, göremezsiniz.

"görmek istediğiniz nedir sizin?"
tedirgin,bitkin adımları mı kentlinin,
yoksa jilet gibi keskin isyanı mı bir AHmed Arifin?

dünya gibi döne döne yanıp tutuşan hasreti belki nazım hikmetin.

rimbaudnun tutkusu da kesmez mi sizi?
ya Abidin Dino'nun anonim elleri?

nedir görmek istediğiniz sizin?
tüm gördüklerinizi görmek istediniz mi?

sessizlik...

sırrı bey görür sizi,
buyur eder;

ellerinde, günleri biriktirmiş mor damarlar,
gözaltlarında, tutku torbaları.

duvarlarda gevrek gecelerin aydınlattığı mumlar,
ve olmak kökünde çekilmiş hatıraları.

"nedir olmak istediğiniz sizin?
Tüm olduklarınızı olmak istediniz mi?

peki ölmek istediniz mi, tüm öldüklerinizi?

renkler aldatırken gözlerinizi,
sırrı bey anlatmaya başlar
odanın rengarenk sırlarını.

gözleriniz kamaşır,
zamana karışır gördükleriniz,
olduklarınız,
öldükleriniz.

aynalara gömdükleriniz
kıpırtısız.

siz artık,
ay ışığındasınız.
balkonunuz karanlık,
odanız ıssız.

sessizlik...

sırrı bey?..

orda mısınız?..

..


istanbul
hosting