11 Ağustos 2009, Salı
saat: 11:38


"O kadını bulmak çok zor" dedim, Irmak'a.
"Bir yıl içinde burada o kadar iğrenç şeylere tanık oldum ki Adnan" dedi Irmak, hayıflanarak.


"Aslında" dedim "yozlaşmayı genellemek yanlış olur. Yozlaşmanın yoğun biçimde yaşandığı ortamlarda bulunup, sonrada hayatımıza giren insanların, neden bu kadar sessiz, umursamaz, hayatın sadece gezmek-eğlenmek ve alkolden ibaret olmadığından şikayet ediyoruz. En başında bu insanları olduğu gibi kabullenip hayatımıza dahil edende biz değil miyiz?"

"Haklısın," dedi başını sallayarak "ama kalbe söz geçiremiyor insan. Engin'i çok seviyorum ama, hayata bakış açılarımız çok farklı. Yalnız kaldığımızda paylaşacağımız şeyler o kadar az ki."



***


Tarık Akan'a çocukluğumdan beri hayranım. Filmlerinde ki rollerine hep özenirdim. Zengin çocukkende, fakirkende hep kızları aşık etmesi hoşuma giderdi.

Kitaplarla tanıştıktan sonra, git gide uzaklaşır oldum piyasa film-dizi-müziklerden. Çünkü savunduğum ideolojiye tamamen aykırıydı hepsi. Hepsinin içeriği boş ve anlamsızdı.

Şöyle diyor Tarık Akan, Can Dündar'la yaptığı bir röportajında:


"Ben Ertem Eğilmez'e bağlı çalışan bir sanatçıydım. Eğilmez de zengin-fakir filmleri çekerdi. Bir gün Ertem abiye bu filmlerden sıkıldığımı söyledim. Çünkü oynadığım karakterleri tanımıyordum. Zengin çocuğu değildim. Fakir oynatmaya kalktı, olmadı. Ben başka bir şey yapmak istiyordum. 'Bunu senle yapamıyorum, beni bırak' dedim, 'Bırakmam' dedi. Eh tabii altın yumurtlayan tavuksun o dönem... Gitmeye kalkınca 'Seni mahvederim, aç bırakırım seni' dedi. Hakikaten de dediğini yaptı. 2 yıl kadar hiç film yapamadım. Çünkü 7 şirketli bir trösttü onlar..."


(...)


"Hayatımda ufkumu açan hocaların en önemlisidir Vasıf Öngören... O, hayatıma girmeseydi ben belki aysbergleri kırmakta zorlanabilirdim. Oyunculuğun o'sunu bilmeden, fizik farkıyla sinemaya girmiştim. Halk beni bir yere getirmişti. Tramplenden atlar gibi atlamıştım sinemanın ortasına... Ama bir süre sonra eksiklerimi fark etmeye başlamıştım. İşte o aşamada teslim ettim kendimi Vasıf hocaya... O bana kitap okumanın disiplinini öğretti önce... Oradakileri tartıştı benimle... Oyunculuğu anlattı. Mesela Beyoğlu'na çıkardık, yolda yürüyen bir kişinin hali, tavrı, kıyafeti, mimiklerinden yöresini, sosyal sınıfını, mesleğini tahlil etmeye çalışırdık. Senaryoda bir karakteri tahlil etmeyi, Brechtyen oyunculuğu böyle öğrendim."


(...)


"Benim filmler büyük iş yapınca o yedi şirket battı. Acar film, Erman Film, Akgün film, Arzu film... Ben o sistemi altüst ettim. Bayağı ciddi bir intikam oldu. Bu arada Ertem abinin ekibi koptu, Kemal Sunal ayrıldı, Zeki-Metin benden 1 yıl önce ayrılmışlardı, o ekip dağıldı. Dolayısıyla artık, farklı filmler ortaya çıkmaya başladı."


(...)


"Birkaç yıl önce, Koçum Benim dizisiyle televizyon ekranlarında boy gösterdiğimde, siyasi inançlarına ters düşen bir kanaldan çok cazip bir teklif almıştım.
Tam 1 milyon dolar, nakit para teklif ediyorlardı. Reddettim.

Ve müthiş keyif aldım bunu reddetmekten. Para önemli bir unsurdur insanın yaşamında... Benim için de önemli... Ama düşüncelerime ters düşecek bir iş için veriliyorsa o parayı reddetmeyi bilirim. Yaşamımda hep inançlarım doğrultusunda gitmeye çalıştım ve bundan hiç bir şekilde taviz vermedim, vermiyorum."



***


Bu röportajı okuduktan sonra, birden 3-4 yıl önceki halimi anımsadım.

3-4 yıl önce...


...ve şimdi...

İşte bu yüzden artık o mekanlardan ve o kadınlardan uzaklaşmam. O kadını bulamayışım.

istanbul
hosting