11 Ağustos 2009, Salı
saat: 17:13


ÖZGEN'E

Gizemsiz adam her gün olduğu gibi yine köydeki evinden güneş daha yeni doğarken yola çıktı. Gizemsiz adam her gün köyün dağlara giden yoluna ayaklarını basar ve saatlerce yürürdü. Gizemsiz adam bunu hep günü daha iyi geçirebilmek için yapardı çünkü ne bir bahçesi vardı ne de bir ailesi. Köydeki arkadaşlarını sevmezdi, sevdiklerini göremezdi, görmezdi. Bildiği tek şey vardı; o da düşünmek. Dağlara giden o yola çıktığı zaman etrafına bakar ve kaderin ne olursa olsun karşısına çıkardığı yeni ve ilgi çekici şeyler hakkında düşüncelere dalardı. Gizemsiz adam kaderinin yetersizliklerle dolu olduğunu, ama ne olursa olsun yeni şeylerin onun dikkatini çektiğini ve kaderin aslında ona bu yeni şeylerle bir şeyler anlatmaya çalıştığını bilirdi. Belki de bu yeni şey onu mutluluğa erdirecekti. Belki de huzur verecekti. Belki de hiç bir şey vermeyecekti fakat varlığı gizemsiz adamın aklını güzelce meşgul edecekti. Gizemsiz adam bunları hep düşünürdü fakat doğru şeyleri düşündüğünden emin olamazdı. Kalabalık, aykırı fikirler ve geleneksellerle karmaşa içinde, yeni doğmuş bebeklerinse yer etmeleri için öncelikle şanslı olduklarına inanmaları gerektiği şekilde oluşuyordu gizemsiz adamın beyninde. Bu yüzden bir doğru rotayı bulmak zordu bir düşünce için o beyinde. Doğruya ulaşmak ancak başka düşüncelere çarpmaktan korkmadan ilerleyerek olabilirdi. Bunu hiç bir düşünce bilemedi henüz.

Gizemsiz adamın çıkınında küçücük bir kurabiye vardı. Tek besini bu olmasına rağmen paylaşmaktan mutlu olurdu. Çürümeyen, bayatlamayan bir kurabiyeydi ve gizemsiz adama kaderin verdiği en güzel hediyeydi. Çünkü doğduğunda yanında bir tek o kurabiye vardı. Hayatına bu kurabiyenin yön vereceğini ve kurabiyeyi ancak kendisinin şekillendirebileceğini anlaması çok zaman almamıştı. Önceleri çokça böcekle, kuşla paylaştı bunları gizemsiz adam. Hepsi de birbirinden görkemli, birbirinden alımlı ve çekiciydiler. Hepsi de kurabiyeyi severdi, kendilerinin olduğu sürece. Gizemsiz adam çok kez kurabiyesini tamamen onlara vermeye kalkışmıştı ama kader bunu uygun bulmayarak izin vermemişti. Gizemsiz adam kadere çok kez teşekkür etti. Kuşlar ve böcekler, kurabiyeyi bitirirdi. Bitince de başka yemekler isterlerdi. Bunu bir kaç kez kurabiyesini saklayarak öğrenmişti gizemsiz adam.

Gizemsiz adam bir saattir yollarda yürüyordu ve içinde çok ilginç şeylerin olduğunu bildiği bir ormandan geçmesine rağmen hala bir şeye rastlayamamıştı. Sonunda yorulup kocaman, yosunlu bir kayanın üzerine oturdu. Daha nefesini bile düzeltemeden çiçeklerin arasında bir parıltı gördü. Yorgunluğunun verdiği karar önceliğinden olsa gerek hemen kalkmak istemedi fakat parıltının sürekliliği gizemsiz adamın merakını daha da artırmıştı. Sonunda kalktı ve ellerini çiçeklerin arasına daldırdı. Kısa bir uğraştan sonra sert ve hafif bir cisim olduğunu anlayıp görebilmek için çiçeklerin arasından çıkardı. Elinde bir yüzük tutuyordu gizemsiz adam. Birilerinin kaybettiği bir yüzük olmalı diye düşündü. Belki de artık kimseyi sevmeyen bir insana ait bir yüzüktür, onun da değerini bilemeyip atmıştır ormana. Belki de haydutlar tarafından gaspa uğrayan bir kadının yüzüğüydü. Sevgilisine evlenmek teklif etmek için alıp sonra da kaybeden bir adamın bile olabilirdi. Ama tüm bu düşünceler rağmen yüzük oradaydı ve yanakları ısıtabilecek kadar güzel ışıldıyordu.

Gizemsiz adam hızla yakınlarda olduğunu bildiği ırmağa doğru yürümeye başladı. Irmağa vardığında yavaş yavaş fakat sabırsızca üstünü çıkardı. Sabırsızlığına çok kez yenilmiş, sabırsızlığın verdiği ağır cezaları çok görmüştü gizemsiz adam. Tamamen soyununca yüzükle birlikte ırmağa girdi. Güzel ve yosunlu bir kaya bulup hem yüzüğü bir güzel yıkamaya, hem de kendini yıkamaya başladı. Yüzük temizlendikçe daha güzel parlıyordu. Ve her zorlu pisliği temizlemeye çalıştığında, gizemsiz adam ayrıntılara daha iyi dikkat ediyordu ve bulduğu şeyin güzelliğine getirdiği kanaatin üzerine daha da iltifatlar etmeye başlıyordu.

Gizemsiz adam bugünkü yolculuğunu bitirme gereği duymadı.Eve gitse, şöminesinin önüne oturup yüzükle ilgilense daha iyiydi. Onunla konuşacaktı.

Gizemsiz adam bir saatten fazla bir yolculuktan sonra evine vardı. Kapısını yavaşça açıp içeri girdi ve tekrar yavaşça kapattı. Şöminesini yaktı. Şöminenin kızıl, gözleri ağırlaştıran ışığında onun daha da güzel olacağını düşündü. Şömineyi yaktıktan sonra yüzüğü cebinden çıkarıp oturdu gizemsiz adam. İlk sorusunu sordu. Ona kim olduğunu sordu. Bekledi. Yüzük bir anda ışıldadı. Gizemsiz adamın aklında başka anılar canlandı. Başka arkadaşlar ve kuşlar. Onları tanıyordu sanırım yüzük. Nasılsın diye soru. Yüzük tekrar ışıldadı. Gizemsiz adamın yanakları geriliyor, kalp atışları daha güzel ritmlere doğru yol alıyordu.

Bundan böyle hep soru sormaya, onunla sohbet etmeye başladı gizemsiz adam. Yüzüğün ışıldamasının yansımaları her seferinde daha ısıtan, daha mutlu eden bir hale dönüyordu. Gizemsiz adam yüzüğü çok sevdi. Çünkü yüzük ondan hiç bir şey istememişti. Ne duruşuyla kendisini sevdirmeye çalışmıştı, ne de kurabiyesine göz dikmişti. Aksine karşılıksız onun yüzüne ışımıştı, bunu hep yapıyor, seve seve yapıyordu. Gizemsiz adam kurabiyesinin kocaman parçasını ona vermeyi uygun gördü. Her gece yatmadan önce o kurabiyeyi yüzüğü bıraktığı yerin yanına bırakıyordu. Yüzük de bu iltifatı kurabiyeyi yemeyerek gösteriyordu. Gizemsiz adam, yüzüğü rahatsız etmeden her fırsatında kışın en dondurucu zamanında bile onu ırmağa götürüp güzelce yıkayıp parlatıyordu, sonra şöminesinin önüne bırakıp onunla birlikte ısınıyordu, bunu yapmaktan çok mutlu oluyordu. Artık karşılıksız ilgilenebilineceğini öğrenmişti çünkü.

Gizemsiz adam mutlulukla dolu olduğu bir gün kurabiyesinin hepsinin onun olmasını istedi. Yüzük, buna gerek olmadığını gösterecek şekilde ışıldadı. O an yine gizemsiz adam anladı, çünkü zaten kurabiyeyi paylaşıyorlardı.



Sacithan Gök, seve seve seninle paylaşıyor herşeyini. Seni gördüğü ilk güne o kadar şükrediyor ki, şanssızlığın hayatın en büyük "İçindekiler" öğesi olduğunu bildiği halde karşısına sen çıktın. Doğduğun güne yetmiş bin bir dualar olsun. Nice mutlu yeni yaşlara.

istanbul
hosting