12 Ağustos 2009, Çarşamba
saat: 00:25


Neden yaz öğleden sonralarını, ikindileri seviyor ve kutsal sayıyorum? Belki şöyle anlatabilirim. Her şey ağırlaşıyor sanki ikindi vakti. Yeryüzü sanki daha yavaş dönüyor, sanki gündelik ihtiyaçlar ve koşuşturmacalar silinip gidiyor. Geriye bir nefes sesi kalıyor. O zaman işte... galiba sadece o zamanlar... dönüp bize bahşedilen hayatın geniş göğsüne bakıyorum! Tatlı tatlı inip kalkıyor. Başımı oraya yaslıyorum. Huzurluyum.


Gitmek, varmak değil. Varmak, ah! Ulaşmak değil! Bu yaşımda daha iyi anlıyorum. Ve artık isyansız kabulleniyorum bunu. Hatırlıyorum da, Sezai Karakoç bir şiirinde "herkesin yüreğinden geçen bir coğrafya"dan söz ediyordu. Gidip gidip varacağımız ama asla ulaşamayacağımız bir coğrafyadan... Öyle bir şey, benimki de!


Sevmekte güçlü olan nefret etmekte de güçlü oluyor. Hızla seven hızla nefret ediyor. Daha çok seven daha çok nefret ediyor... Ah, aşk! Senin karşıtın elbette nefret değil! Sen bir tek kayıtsızlık vebasından ölüyorsun!

istanbul
hosting