|
12 Ağustos 2009, Çarşamba
saat: 13:39
dün bir program tekrarında mazhar alansona rastladık. konuşurken bakıyor ve farkediyorsunki yalnızca o şekilde anlatabilir, ya öyle anlatır ya susar. bunca zaman uzak durmalarının gerekçesini de kendimce böyle anlamlandırdım. niye sürekli izliyorum insanları ve onlarla ilgili bu minik keşifler beni benden alıyor, bilmiyorum. biricik derken, aşk derken yüzünü görmeliydin. elif şafak da görmeliydi. hoş görse... neyse o kadar abartmayalım hakarete girer. bir hikâye anlattı. aşkla ilgili tabii. anlatmazsam çatlarım. aşk kelimesi nereden gelmiştir dedi. sunucular hemen girdiler ışk tan gelir vs. ona da biri anlatmış işte aşaka diye bir sarmaşık varmış. öyle her ağacın dibinde bitmezmiş bu sarmaşık. yaşlanmış, olgun çınarların dibinde büyür, zamanla ağacı, dallarını sarar sararmış. bir zaman sonra bilemezmişsin o ağaş mı, sarmaşık mı... işte aşk bu aşaka sarmaşığından gelirmiş. rivayetlerin her türlüsü kabülümdür. dün ara ara başım döndü nedense. kendimden de bir şeyler anlatmak için ayzıyorum sıfr bunları. toplantı sonrası gece vakti eve gidince içeri giresim gelmedi. caddeyi kısaca bir turladım. az geldi yürümek. yalnız yürümeleri artırmalı da nasıl? gecenin körü olduğundan korktum. korkunca az biraz adrenalin salgıladım. eve gelince de attım kendimi koltuğuma. yasom da geldi yanıma mazharı dinledik biraz. uykuyla uyanıklık arasında tvde kayıp aşıklar diye bir filmin başladığını gördüm. fena görünmedi gözüme ama uyudum. ahmet mümtaz taylanın ismiyle cismini birleştirdim ve bi daha da unutmam sanırım. sabah da zorla kaldırdım kendimi yataktan. yolda eko aradı öss sonuçlarını haber vermek için. gene gerginim. memedimin işi hallolmadan da rahat edemeyeceğim gibi görünüyor. hayrolsun bakalım. | ||
|
|
||