13 Ağustos 2009, Perşembe
saat: 14:24


yeni evimizdeki maceralarımıza bay o. "fear facor extreme" başlığını uygun gördü, bay o.'cuğumu kıracağıma kafamı kırmayı tercih edeceğim için kabul ettim. yeni evimiz bir kere, şu kelime öbeğinin güzelliğine bak! bay o. ve benim yeni evimiz. başka kimse olmaksızın, başka birisinin ve onun eve doldurduğu/getirdiği insanlar, onun yıkanması gereken çamaşırları ve bulaşıkları olmaksızın bir ev. bizim yeni evimiz. allahım, bana bunları bilerek yapıyorsun, yıllarca ben ikili hayatlar şöyle yanlıştır böyle olmamalıdır diye yüksekten atıp tutarken "bu kuluma öyle şeyler yaşatayım ki, o ikili hayatlara bu kadar saydırdığına pişman olarak, ağlayarak ve inleyerek o ikili hayatlara geçsin" dedin içinden. düşünüyorum da, istediğim zaman, istediğim gibi, birşeyler okuyabileceğim, salonda yayılabileceğim, hiçbir şey yapmadan durabileceğim ya da her zaman temiz tutabileceğim bir ev!

ama pek tabi küçük bir sorun var, hiç sorun olmadan mutluluk yüzü olur mu bana. efendim evcağızımızın suları akmıyor, su kontratı yapmalıyız, bu kontratı yapmak için keşif gerekiyor, keşif dediğin şey iski'nin dehlizlerinde kaybolmak, milyonlarca işinden nefret eden memur ve çalışanla muhatap olarak kanser olmak demek. ben tabi ilk iki gün son derece kibar ve nazik, yardım dilenerek takıldım. bu arada yeni patronum bay m. dalga geçiyor hiç durmadan benimle, "sinirsek hanım siz eskiden bir çıngar çıkararak bu işi iki saatte hallederdiniz, şimdi bu kibar bir insanım numaralarıyla üç gündür perişan sürünüyorsunuz" diye. en sonunda susuzluğun verdiği sinirle bilenerek üç gün sonunda çıkardığım rezaletle bu sabah "keşif" etabını tamamlamayı becerdim. bu arada doğal gaz'da yaşanılan delirtici diyalektik şu: fatura için ikametgah gerekiyor, ikametgahımı naklettirmek için nüfus müdürlüğünden ikamet nakli, ikamet naklini yapmak için de fatura istiyorlar. geldik mi başladığımız noktaya! tüm bunlar bana master derslerinden birinde yazdığım avangard makalesi için okuduğum Rus fütürsitlerinin bürokrasi eleştirisi yaptığı short storyleri hatırlatıyor. tabi nüfus müdürlüğünde bunu böyle ifade etmedim, daha anlaşılır kavramlardan gittim, vatandaşlık, hak hukuk, zulüm filan gibi. bir de şunu farkettim, akademisyenken sahip olamadığım prestije avukat olarak sahip oluyorum. "ben avukatım kardeşim, işim gücüm var "filan diye cırlayınca bir etkisi oluyor.

gerçi etkisi oluyor da ne oluyor, evde olan tek şey hala elektrik. ama ne gam! o kadar mutluyuz ki çalışma odasının camından akşam vakti şehir ışıkları arasından haliç'e bakarken, deniz ne güzel bir şey diyorum izmirli sinirsek olarak ben ve sinoplu bay o. kesinlikle diye yanıtlıyor. hayatı boyunca deniz/nehir kıyılarında yaşamış iki kavgacı karakter, nasıl yumuşağız birbirimize karşı. taze bir yeni başlangıç duygusu beni nasıl mutlu ediyor yüksek tavanlı evimin tavanlarına bakarken. öyle anlarda bütün bu bilinemezlik, hiç anlamadığım bir işi öğrenme stresi, çok anladığım tezimi nasıl bitireceğim stresi, tez problematiği sorunsalım, brüksel'de yapacağım ve hiçbirşey anlamadığım sunuşum, borçlar ve harçlar, hayatımdan çıkardığım üç yüz kişilik bir insan topluluğu, bazen eski bir maile bakarken gözlerimden dökülüveren yaşlar hepsi çok uzak geliyor. çok eski zamanlardan hatırladığım ve benjamin'in deyişiyle "başka hiçbir şeyle bozulmayan kristal bir mutluluk anı" ne kadar yakınıma yaklaşıyor. sıkı bir mutsuzluk/acı/ızdırap dönemi sıkı bir sevinç/heves/hafiflik dönemini başlatır belki diye dua ediyorum içimden, allahım beni bir daha bu kadar güçlü ateşlerin içinden geçirme, bir daha bu kadar keskin bir acıyla ruhumu terbiye etme, bu kadar kendimi kaybetmeme izin verme diye.

istanbul
hosting