|
14 Ağustos 2009, Cuma
saat: 01:55
"Fosforlu ve Saydam" Hani bütün hikayeler anlatılmıştı bütün sonlar aynı dilden sözlüklerle yazılmıştı biz aldatılmıştık biz aldatmıştık acıdan bir durak önce inmiştik giden gitmişti çok hemde çok uzaklara elini ceblerine atarak hemde ellerini duvarlara sürte sürte zebra desenli düşler kurulmuştu saatler geri alınmış vakit mavikara olmuştu Ah o kekeme kurşunlar! sınırları çizilmiş aşkın orta yerinde bir savaşta o çocuğun babasını yitirmesi gibiydi ayrılık giden dediki: -"Beynimde çıkan isyanı bastırmaya gelmiyorsun Eğer dönmezsen bu çocuk ölecek " kalan suskundu cünkü onun bazı rüyaları kayıp parcaları eksik yaşama sevinci yarımdı ve bir gün sabaha karşı -"sarı saçlarından sen suçlusun " diyebildi.. konuşmalar gitmeler sevinçler ümitler yarım kaldı tabi sorularda hangimiz saydamdı hangimiz fosforlu ? ucuza kapandı bu aşk bi anda tüm şehrin elektrkleri kesildi arka sıralardan 2 yalnız seçildi alınacaklar alındı karbon kağıdının üstüne yatırıldı binlerce kez kopyalandı bu yalnızlık şehrin görünen yerlerine asıldı hemde sahaba karşı bu ne ilk ne sondu evet, önce bitişik yazıldılar sonra noktalı virgülle ayrıldılar ________________________________________ iki ölü iki yalnız ve şimdide iki koca HİÇ var orta yerde damarları tıka basa özlem dolu n'olur biri damarı bulsun şırıngaya abansın ve bu özlemi çekip çıkarsın damardan... | ||
|
|
||