|
18 Ağustos 2009, Pazartesi
saat: 00:05
işler güçler bir türlü derli toplu olamama halim için bahane oluyordu ne zamandır. bir süre de 'henüz tam kafam boşalmadı, biraz daha zaman geçsin de'yi kullanırım. sonrasına bakarız. arabanın hali feci. kaportadaki tek bir kuş pisliği insanı piyango bileti almak için heveslendirebilir. arka camdaki bir diğeri, elleri ovuşturup, üzerine bir de sayısal loto oynattırabilir. yan taraftaki bir üçüncüsü, şansını zorladığını düşündürmeye başlayabilir, ama yine de kazı kazan'da şansını denemeye karar verebilirsin. ama arabanın her tarafı kuş pisliğiyle doluysa, o zaman sadece kötü şanstır herhalde. o da iyi tarafından bakmaya devam edersek hala. can sıkıntıları geçsin diye kendilerine saçma sapan oyunlar uydurup bir saat sonra ondan da sıkılan çocuklar gibi geliyor gözümün önüne kuşlar. kehkehkeh diye gülerek arabayı nişan alıp durdular bence ben yokken, sonra da bunun aslında o kadar da eğlenceli olmadığını fark edip gittiler. temizlemeye de zaman olmadı henüz. yeni dönmüşüm gibi bile değil. dün gece yatmak üzereyken yatağa bakıp gözlerimi kısarak üzerinin neden bu kadar dolu olduğunu anlamaya çalışıyordum, ben bir gece önce uyumadım mı ki burda diye. pazar pazar poğaçadan aldığım tek bir ısırık kursağımda kalmışken hoca peşinden koşuyordum da. bu cümlede vurgu pazar pazar'da. bugün de altımda araba sürekli bir yere yetişmeye çalışırken kendimi birşey gibi hissettim ama tam da emin değilim. her taraf boka batmış, tozdan arabanın rengi görünmüyor, ben endişe kumkumalığından tere bulanmışım, kafamın içi düşünüp durmaktan bir dünya. insanın, holivud filmlerindeki karikatürize tiplemelerini izleye izleye karşı komşusu kadar aşina olduğu şu sigortacılardan biri gibi hissettim kendimi. am i right or am i right. hani ancak o sigortacılardan biri olsam öyle görünmeye hakkım olabilirmiş gibi. ama belki bizdeki sigortacılar da öyledir. hiç muhattap olmadım, fikrim yok o yüzden. hem zaten eski komşuluk ilişkileri de kalmadı mirim. sonra işte neden gittiğimi bilmeden hırslı hırslı yürüdüm durdum. gittiğim yeri biliyorum, bir hocayı arıyorum, ama adamı bulsam ne diyeceğim konusunda en ufak bir fikrim yok. bulamadım da zaten. iyi oldu. karşısına geçip bomboş bakar sonra da arkamı dönüp hırslı hırslı odasından çıkardım öbür türlü. sekreterini buldum ama. en azından tatile çıkmadığını öğrenmiş oldum. yarını da garantiye aldım. bu sefer gerçekten bitecek gibi duruyor. akşam üzeri öyle gelmiyordu ama. işin çıktı alma kısmı o kadar çabuk ve sorunsuz halloldu ki bir türlü inanamıyorum. yarın sabah görüşürüz dedi adam, tamam dedim, sanki bir kabahatim varmış da onun utancını yaşıyormuşum gibi suçlu suçlu dışarı çıktım, içime sinmiyor bir türlü. geri dönüp 'ama böyle çok hızlı oldu ya, bir sorun çıkmaz di mi?' dedim. adam bunu fırsat bildi, iki kolunu iki yana açıp gururla 'bizde işler hızlı hallolur' dedi. ama duymak istediğim cevabın bu olmadığını çabuk kavradı, 'merak etmeyin hiçbir sorun çıkmayacak' diye ekledi biraz sonra. orada öyle kazık çakmış gibi durduğumu, bir türlü kıpırdayamadığımı görünce de telefon numaramı bir yere not etti, 'bir sorun çıkarsa sizi hemen arayacağım, söz' dedi. ancak öyle gidebildim. begüm'le karşılaştık sonra, birkaç saat oturup muhabbet ettik. procrastination'dan bahsedip duruyor. kelimeyi hadım etmekle karıştırmak pek bir manasız oluyor ama. bir on beş dakika beynimi var gücümle zorlayarak anlattıklarıyla hadım etmek arasında bağlantı kurmaya çalıştım. meğerse sürekli erteleme halinden bahsediyormuş. bakalım. kendimizi kilden heykel yapar gibi şekillendirmeye çalışıyoruz. ben zaten başka birşeye kafa yormaya canı gönülden razı olduğum için duyduğum her fikre atlamak istiyorum. kütüphaneden kitap bile aldım. yalnız kütüphane borcunu kapatmakla ilgili bütün hayallerim suya düştü bu arada. geçen sene pek bir sevdiğim bir kütüphane çalışanı vardı. borç kapamaya gittiğim bir seferde, beni önce uzaklaştırmaya çalışmış, ben hiçbir şey anlamayınca da 'sen okulu bitir, sonra gel bir kahve ısmarla, öyle kapatırız borcu, ödeyip napacaksın' demişti. master/doktora öğrencilerine böyle şıklıklar yaptıklarını duymuştum zaten. o zamandan bu yana ne hayaller ne hayaller. ama o adam gitti. ben de geçen bir yılda başka bir kütüphane çalışanıyla muhabbeti koyulaştırdım. hatta, borcum yüzünden kitap uzatamadığım için, tatil öncesi aldığım kitapları dün okula götürdüm. o diğer adam ordaydı. bayağı bir sohbet ettik, paranın hiç lafını bile etmedi, kitapları uzattı. ama bugün yeni bir tip vardı, genç. borcun var diye vermedi adam kitabı. 'tamam da benim borcum olan meblağ kitap almaya engel değil ki' dedim. sonra da 'hem bir-iki haftaya kesiyorum zaten ilişiğimi, o zaman hallederim diye planlamıştım' diye ekledim. vazgeçer gibi oldu, ama geri de alamadı söylediğini, çipil çipil bakıyor. ben de uzatmadım, gittim paşa paşa ödedim. beni umutlandıranlar utansın. o değil de, begüm'ün gördüğü rüyaları dinlemek çok zevkli. dün gece rüyasında bulutların titredikten sonra sırayla denize düştüklerini görmüş. onu anlattı uzun uzun, elleri kollarıyla tarif ede ede. niyeyse acayip mutlu hissettim dinlerken. bir de ben yokken gelen kartpostalları okurken çok mutlu oldum. bir tanesini özellikle. deniz altında kendi çektiği bir fotoğrafı da yollamış. dünden beri ona bakıp keyifleniyorum. tabi sonra artık saltanatımın sona erdiğini hatırlayıp surat asıyorum. saltanat dediğin daha on iki saat bile geçmeden sona ermez, yazılı olmayan bir kuraldır bu diye biliyordum ben ama yörelere göre değişiyor muymuş neymiş. ama tatil güzeldi, ne yalan söyleyeyim. yalnız bu iki gündür tatili her düşündüğümde aklıma ilk olarak şu bir yakalayıp bir türlü bırakamayan rehberin gelmesi çok hüzünlü. 'koskoca kral, bir günde vali olmuş. ama kendi mezarını yaptırmaya ömrü yetmemiş, eşiyle kız kardeşi bitirmiş. ama eşi dediysem bugün anladığım gibi bir eş düşünmeyin... hem sezar ne demiş? veni vidi vici' diye taklidini yapa yapa dolaşmak istiyorum da, anlayıp da gülecek kimse yok. oysa ben çok da güzel güldürürüm, insan parmak hesabı yapar da oha ne kadar zaman olmuştu bile der. sonra gel, yok efendim senin saltanat nanay. olmaz olsun öyle saltanat. | ||
|
|
||