20 Ağustos 2009, Perşembe
saat: 14:11


fatura kesecek yer hala ayarlanamamış olsa da iş sonunda dün gece 11'de gelen bir telefonla başladı. o saatte hala ofiste festivalle ilgili çalışıyorlarmış, ama metinler artık yavaş yavaş hazırmış. bundan sonra olay artık onların metinleri ardı arkasına bitirmesine ve benim de çabucak çevirip geri göndermeme bakıyor. ilki az önce bitti. bu akşam bir diğeri gelecekmiş. birkaç ay böyle devam edecek gibi görünüyor, işin yoğunluğu daha da artacak ve bazı zamanlar iyice azalacak olsa da. bu fatura olayı da bir hallolabilse ne süper olur. adama açık açık soruyorum komisyon istiyor musunuz diye, daha ne yapayım. hala yan çizen cevaplar veriyor, stopaj anlatıyor, kârdan bahsediyor. tamam canım benim, senin kârın sana da, ayrıca komisyon istiyor musun diyorum. gelir vergisi dilimleriyle ilgili cevap yazıyor. 'sen var para istemek?' noktasına kadar işi basitleştirdiğimizde bence hallolacak.

ayrıca bir iş teklifi de aldım. hemen atladım tabi atlamaz mıyım. o da yakında başlayacak. dün gece telefonda konuştuğumuzda, 'yalnız ücretlendirme farklı olacak bu işte. fatura keserek değil de danışmanlık kadrosu üzerinden ücret vereceğiz' demişti seda, benim de aklıma 'ulan yoksa?' diye düşmüştü, mehmet'in danışmanlık kadrosu üzerinden maaş aldığını ve meblağı bildiğim için. ama mail atıp ücret konusunda ayrıca bilgilendireceğini söylediği için birşey sormamıştım. bir saat önce mehmet aradı, bu ikinci işin detaylarını anlatmak için. sonra da, etrafta başkaları olduğu için mesajla ücreti yazdı. gördüklerime inanamadım. süper oldu. onun başlamasına daha biraz var. diğerleri dağıldıktan sonra aradı tekrar. 'bak bu işler hep tanıdık hesabı yürüyor, seda da istanbul'a taşınıyor eylül'de, orda ne tozunu attırırsınız' diye gazladı durdu. 'mehmet gözünü seveyim yapma, bak sabahlara kadar hayal kuracağım, nolur yapma' dedim, ama anlatmaya devam etti. güzel insan mehmet. bence bir seneye kadar herkes orda çalışmaya başlayacak. ergün başladı bile. ilaylara bir yıldır zaten destek veriyorlar. özgün kanada'ya gidiyor, şansına küssün. geriye begüm'le volkan kaldı. hayırlısı.

bir de, iki gün önce, bir iş teklifi daha aldım, ama bu dört sene sonrası için. imzaları hallediyordum artık. bilkent'e gittim, hocayla buluştuk. oturup sohbet ettik bayağı bir. bundan sonrası için gazladı durdu bir müddet. sonra işte bir iş teklifinde bulundu. çok sallamadım ilk başta. çünkü bana da olur. bazen tatlı tatlı sohbet ederken gaza gelip aslında daha önceden hiç düşünüp taşınmadığım ya da gerçekleştirmek konusunda muktedir olmadığım laflar sıçarım. hoca da aynısını yaptı diye düşündüm. insanın ağzından çıkar öyle bir gazla diye üstünde durmadım. ama sonra bir daha söyledi. bir on dakika sonra bir kere daha söyledi. bu sefer kayıtsız kalamadım, nasıl olacak ki o diye sordum. anlattı işte birşeyler, bu da dört sene sonrası için sana bir teklif olsun dedi. tek iş benim bağlantıyı koparmamama bakıyormuş. nasıl olacak o attığım maillere cevap alamazken demedim tabi orda, aklıma gelmedi çünkü. neyse, yapılması gereken tek şey o olsun. olmadı tez hocamdan taktik alırım, bağlantı nasıl kopmaz diye. çağatay hoca'ya sorarım ya da. onun da bölüme geri dönmesi bu bağlantı koparmama hadisesi neticesinde oldu ne de olsa bir nevi; kandillerde mesaj atmış mı, yılbaşlarında 'yepyeni bir yıl bizi bekliyor canlar' temalı iyi dileklerde bulunmuş mu, bunlar önemli detaylar.

şu başladığım kitap çok güzel. özellikle benim gibi bu konulara takıntılı biri için. bir bölümü var. bütün kitaptan çıkarıp hikaye diye bassan, bilimkurgu diye tutar valla. yazarın olayları anlatırkenki diliyle geri kalan kısımda kullandığı dil çok farklı. ilkinde bütün formasyonları tamam batılı bir akademisyen gibi geliyor kulağa, bütün mantık yürütmeleriyle de. diğerindeyse, şu sömürgeci edebiyatla ilgili derste okuduğumuz pek çok romanın tadını alıyorum; bu kitapta çok bariz olmasa da tek tük birkaç yerde sömürgecinin dilini bozundurmak için enterasan cümle kurulumları, sonra işte efsanaleri anlatırken büyülü gerçekçiliğe dönüşen bir tasvir şekli, kendilerini bambaşka konumlandıran insanlar, her gün güneşin batıyor olmasını birşeyleri yanlış yaptıkları şeklinde yorumlayıp sürekli yürüyen mesela ve günleri geceyle hesaplayan. "ilkeller yanee" kadar basit değil. güzel işte.

istanbul
hosting