|
22 Ağustos 2009, Cumartesi
saat: 21:45
Yaprak dökümü başladı. Coşkun'un gidişi ile bir kez daha dank etti ardımda bıraktıklarım, bırakacaklarım, bir günü bile yalnız geçirmezken, yeniden yalnız geçireceğim günler... Hepimizin evi olmuş orası kaç yıldır. sarhoşken takılan yüzükler hala dün gibi aklımda. Şaka yollu takılan o yüzükleri nasıl da sahiplenmiştik... sizin sonunuz bize benzemesin kardeşim. Hafta sonu Hilalin burda olması ve hep hayali kurulan 6lının aslında asla varolamayacağının dank edişi bir an geçmişe çekti beni. aldığım kararlardan pişman olmadım ama sandığım kadar da kolay olmadı hiçbir şey. her zaman derdim ki, hiç kimse beni asım kadar çok sevmeyecek, yanılmışım, severmiş aslında, seviyor da. ama asıl sorun şuymuş ki, ben asımı sevdiğim kadar başka birisini sevebilecekmiy mişim... deniyorum, evet ona karşı hislerim var, özlüyorum,gülüyorum,dertleşiyorum,eğleniyorum onunlayken ama hissettiklerimizin farklı seviyerlerde olması onu kırılgan ve kıskanç, beni de tedirgin ve sinirli yapıyor. bir de tabi ikimizin de yurtdışına çıkıyor olması. nasıl da kızıyor bu sebepten dolayı geleceğimize umutsuz baktığımda, ona güvenmediğim için üzülüyor ve sinirleniyor ama bilmediği şey şu ki, ben asıl kendime güvenmiyorum. asımla ayrılışımızdan sonra sindiremediğim türden büyük laflar etmek istemiyorum, asla, asla diyemem. çünkü bilemiyorum, ordayken ne derin bir yalnızlık içinde olacağımı ve bu yalnızlıktan kurtulmak için ne yapabileceğimi kestiremiyorum. kestiremiyorum çünkü burası ve orası çok farklı hayatlar. yurtdışına çıktığım için değil, etrafı pamuklarla sarılı olan hayatımdan uzaklaştığım için kestiremiyorum. yanımda ablam olmadığında o an kime ya da neye sığınırım bilmiyorum. o ise kendinden çok emin, ama bilmediği çok şey var, yola çıkmak sınırlar aşmak değil, içsel bir yolculuk yapmaktır öncelikle, bu içsel yolculuğu yaparken ilk defa ama ilk defa gerçek anlamda yalnız kalacağını, konuşmak isteyipte konuşacak birisini bulamamanın ya da bulduğu kişinin "efkar"ını anlayabilecek dilden olmayacağını yavaş yavaş anlamaya başladığında, vereceği tepkileri, neye sığınacağını kendisi bile bilemez. ece temelkuran'ın çok güzel bir köşe yazısı vardı, "efkar Türkçe bir duygudur". insanlar mevcut durumlarında büyük konuşmayı seviyorlar, daha önce yaşamadığın duyguları yaşıyor iken bu duygulara ne tepkiler vereceğini oturduğun yerden kestiremezin, kestiremem, sadece umabilirim. çekiyorum kendimi ondan, ona o kadar çok bağlanmazsam yokluğunda onun yerine koyacak bir şeylere de ihtiyacım olmayacak gibi hissediyorum. belki çok saçma... onun yerine bir şeyler koymaya çalışırken kendimi kandırışımı izlemek, ama yine de kendimi engellemediğimi görmek istemiyorum. birisini çok severken, ondan başkası ile beraber olmayı düşünemezsin tabi, ama en en ihtiyacın olduğu anda yanında olmayışı sende öyle bir boşluk yaratır ki, bocalayıp sana uzanan eli safça tutabilirsin. çok ince bir çizgi var arada anlatamıyorum, anlamıyorum. Zaman gösterecek, belki de yaşanan derin yalnızlıklardan sadece onun eli ile kurtulabilecek kadar onu çok severim. yollar bu sefer bana ne getirecek bakalım. | ||
|
|
||