23 Ağustos 2009, Pazar
saat: 04:11


bazen onunla konuştuğumda, kafayı kırmasına birkaç yıl kalmış gibi hissediyorum. şu okuduğum kitaptaki anlatıcının, arkadaşının bir maskaradan masalcıya nasıl dönüştüğünü algılamaya çalışması gibi, sanki birkaç yıl sonra kendi başıma oturup hafızamı var gücümle zorlayarak bütün konuşmalarımızı hatırlamaya çalışacakmışım, birlikte olduğumuz zamanlarda bir türlü fark edemediğim, ama aslında orda duran, delirmeye başlamasının bütün o izlerini arayacakmışım, hatırladığım şeylerin ne kadarını uydurduğumu kestirmeye çalışıp, gerçekleri bu safsatalardan arındırmaya çalışacakmışım gibi geliyor. ama tabi muhtemelen delirmeyecek. onun da dediği gibi, biz memur çocuklarının önünde çok fazla seçenek yok. delirmek onlardan biri değil sanırım.

bugüne kadar ölesiye nefret ettiğim birşeyi hiç yapmak zorunda kalmadığım için bazen onun nasıl hissettiğini düşünmeyi unutuyorum. tamam, yaparken nefret ettiğim şeyler oluyor, pek sık hem de. en yenisi şu tezi bitirmekti mesela. ama isteyerek başladım ona. deli saçması gibi durabilir, ama yazmaya ilk başladığımda çok heyecanlıydım da. sonradan, benden bağımsız bir sürü aksilik oldu, yazmanın sıkıntısıyla baş etmeyi bir türlü adamakıllı beceremedim, o oldu, bu oldu, herşeyin bittiği gün dünyanın en güzel günüydü kesinlikle. en sonunda ciltleri elime aldığımda öyle bir oh çekmişim ki, fotokopici adam halime güzel güzel gülüp 'hadi geçmiş olsun' dedi. süreç ne kadar bunaltıcı olsa da istediğim birşeydi neticede. o yüzden, onun halini ne tam olarak anlayabiliyorum, ne de ne kadar bunaldığını aklımın bir ucunda hep tutmam gerektiğini hatırlıyorum. bazı zamanlar şımarıklık yapıp kimseyle görüşmeyi istememek başka birşey, konuşabileceğin tek bir insanın olmaması başka.

bir de o kadar komik bir kısır döngü var ki ortada, onu da bugün fark ettim. ben onun rol modeliymişim, öyle dedi. çok bunaldığı zamanlarda beni hatırlıyormuş. böylece istifa edebilirmiş, geçinmesine yetecek bir iş nasıl olsa bulurmuş, o zaman yeni birşeyler deneyebilirmiş, belki taşınırmış, belki yeniden okula dönermiş. işin komik tarafıysa, benim de en bunaldığım zamanlarda onu ve yaşadığı hayatı düşünüp güç bulmamla ilgili. bu durumda o kendine, bense kendime mi öykünmüş oluyorum acaba? belki de şöyle birşeydir; belki karşı tarafı daha iyi hissetmesi ve daha mutlu olması için motive ederken, kendimizden birşeyler kaybediyoruzdur. kaybetmek de denmez tam; sanki bizdekileri karşı tarafa veriyoruz. bizden ona geçiyor, sonra artık bizde kalmıyor, bir zamanlar olduğunu da bir türlü hatırlayamıyoruz. en basit örneği mesela, ben araba kullanma konusunda onca yıl onun sayesinde motive olmuşken, o korkuyor şimdi. geçenlerde kapadokya'ya gideceklermiş, yeni doğan yiğenlerini görmeye. araba kullanma korkusunu yenmek için, ben o tarafa daha önceden arabayla gidebildim diye bu sefer o da öyle yapmaya karar vermiş. yorulsa da korktuğu gibi geçmemiş. ne arabayla yola çıkmaya karar verdiğinde, ne yoldayken, ne de bunları bana anlatırken benim araba kullanmakla ilgili korkularımı onun sayesinde yendiğimi hatırlamıyor olması ilginç olan.

burda geçireceğim günler için her fırsatta haber edeyim diye karar verdim bugün ayrılırken. konuştuk bile hemen. ben gidince de o gelecek. sohbet ederken heyecandan paniğe kayan ruh halimi fark edince de, izin alır ayrıca yardıma da gelirim istersen, beraber ararız, bilmeyince iyice zor olur şimdi sana dedi, bir incelikler abidesi olarak. insanın, olmasaydı olmazdı diyebileceği arkadaşları olması güzel valla. ben biraz daha az öküz olsam herşey daha da güzel olacak ya neyse.

istanbul
hosting