|
23 Ağustos 2009, Pazar
saat: 14:25
Son günlerde gerek yakın(!) çevremden, gerekse facebook'da (paylaştığım videoları görüp) gelen sert mesajlardan sonra birde aynı konu üzerine Bekir Coşkun - Zülfü Livaneli tartışmasıda eklenince böyle bir yazı yazmaya karar verdim. Kürt halkını savunduğum için bölücülükle suçlandım. Paylaştığım bir videodan sonra, liseden bir arkadaşım: "Kardeşim Adnan, sen bu adama abi dedın ya bende kardeşlikten çıktın. Pkk bayragı altında 'Yaşasın Apo' dıyen bir adama sen bu yorumu ve bu videoyu yayınladın ya kardeşlikten çıktın kardeşım... Allah yolunu açsın..." yorumu canımı acıttı fazlasıyla. Oysa Ahmet Abi; "11 Şubat 1999 gecesi, Magazin Gazetecileri Derneği'nin ödül töreninde, "Kürt asıllı bir sanatçı olduğum için Kürtçe bir şarkı yapıyorum. Bir de Kürtçe klip çekiyorum. Ve bu klibi yayınlayacak yürekli insanların olduğunu biliyorum." demişti. Evet, istediği buydu sadece Ahmet Abi'nin... Salonda bulunan büyük çoğunluk tarafından linç edilmek istendi. Şöyle diyor Can Dündar, Ahmet Abi için: "Belki o gün ödülünü aldıktan sonra teşekkür edip yerine otursaydı yaşadıklarının hiçbiri yaşanmayacaktı. Ama O her zamanki gibi bildiklerini okudu. "Kürtçe kaset yapacağım, Kürtçe klip çekeceğim" dedi. Sonuna da ekledi: "Ve bunları yayınlayacak cesaretli insanların olduğunu da biliyorum" Serdar Ortaç başta olmak üzere Ercan Saatçi ve bir grup Türklüğe hakaret ettiği gerekçesiyle (Oysa ağzından Türklükle ilgili bir kelime bile çıkmamıştır) Ahmet Kaya'nın bulunduğu masaya çatal-kaşık fırlatmaya başladılar. Sanki Milli Takım galibiyeti kutlayan fanatik gruplar gibi 10. yıl marşını söylemeye başladılar. İşte... Rüzgâr tersine dönmüştü. Birkaç gün sonra bir televizyon kanalının kapısının altından(!) Ahmet Kaya'nın 1993 yılında Almanya'da pkk bayrağı önünde çekilmiş fotoğrafı atılmıştı. Oysa daha sonra ıspatlanacaktı ki; Ahmet Kaya 1993 yılında hiç yurt dışına çıkmamıştı. "dövülmüşüm sövülmüşüm kovulmuşum ben siktir çekilmişim yani kendi öz yurdumdan çeker giderim." Evet gitmişti Ahmet Kaya. Hem de bir daha dönmemek üzere. Tarih 16 Kasım 2000'i gösterdiğinde de ölüm haberini almıştık. "Biz buradayız gitmeyiz, ülkemizi bekleriz" şarkısını yazan Ercan Saatçi ve Serdar Ortaç artık ülkelerinde rahatça gezebilirlerdi. 30 yaşına kadar insanların nasıl lahmacun yediğini, nasıl içine soğan döktüklerini, nasıl dürüp ağızlarına götürdüklerini izlemişti Ahmet Kaya. Acaba kendisine "terörist" diyenler bunun ne demek olduğunu bilirler miydi? Acaba kendilerine hiç "kıro" denilmiş miydi? Hayatı boyunca hiçbir partiye ve örgüte üye olmamıştı O. Ama sapasağlam bir video bırakmıştı geriye. Aynalar belgeselindeki son cümleleri: "Arka cebimde yarım metrelik kefenim var. Her anlamda yani. Ölürsem, bir tek isteğim var. Kimse ama hiç kimse bu ülkeyi sevmiyor demesin. Ben Edirne'den Ardahan'a kadar bu ülkeyi çok sevdim." "biri saksımızı çiğneyip gitti biri duvarları yıktı camları kırdı fırtına gelip aramıza serildi biri milyon kere çoğaltıp hüzünleri her şeyi kötüledi bizi yaraladı biri şarabımızı döktü soğanımızı çaldı biri hiç yoktan vurdu kafeste kuşumuzu ciğerim yanıyor, yüreğim kanıyor olmasaydı... olmasaydı sonumuz böyle" gözüm yaşarıyor yüreğim yanıyor /kanıyor olmasaydı sonumuz böyle" **** 98 yılında çıkaracağını söylediği Kürtçe albümler artık piyasada. Şarkılar devletin televizyonunda bile söyleniyor. Ne oldu? Ülkemize bir zarar geldi mi? Özgürlükleri kısıtlamak ne kadar doğru peki? Peki şimdi Serdar Ortaç ve Ercan Saatçi'yi televizyonda görünce ne kadar mutluyuz? **** Hepimiz farklı dinden, ırktan, mezhepten olabiliriz. Ben hiç kimseye Alevi/Sünni, Hıristiyan/Müslüman ayrımı yapmadım. Hatta bunlara o kadar ilişkisiz kaldım ki en yakın arkadaşlarımın bile dinini, dilini, ırkını merak etmedim/bilmedim. Ve ben de bu ülkeyi Edirne'den Ardahan'a kadar çok sevdim (şehrinin birinde 37 yıldızlı bir otel yanmış olsa bile...). Kulaklarıma çok uzaklardan bir türkü geliyor şimdi... "edirne kapısı zordur geçilmez, uzaktır memleket kolay gidilmez, dağda açan çiçek şehirde büyümez; koyma beni buralarda gözünü seveyim, zincir vurma yüreğime bırak döneyim." ... Irkçılığa, kafatasıcılığa, karşı geldiğim için, "bölücülükle" , "Apoculukla" suçlanıyorum. Hayatları, alkol-kadın ve eğlenceden ibaret olan bu insanlar acımasızca yargılarken beni, yüreğimin işçiyle, köylüyle attığını nasıl anlatabilirim onlara..? Her halka, her kültüre saygılı olunması gerektiğini... Önemli olan isimlerin değil, "halkların kardeşliğinin" savunulması ve zengin - fakir arasındaki korkunç uçurumu nasıl anlatabilirim..? Nasıl? | ||
|
|
||