|
24 Ağustos 2009, Pazartesi
saat: 20:14
geçen üç senenin mastera dair en kıymetli anılarından biri şu kadını çileden çıkartmam olacak kesinlikle. tiksindiğini belli eder bakışlar attı, ellerini iki yana açıp 'neden bu kadar basit birşeyi anlayamıyorsunuz' diye isyan etti, oflayıp durdu ya. hem de birkaç dakikalık bir iş için de değil, aralıklarla bütün bir gün boyunca. her saniyesi çok tatlıydı. öğrenci işlerinin yüksek lisans ve doktora öğrencileriyle ilgili kısmında, bizim bölümden sorumlu olan kadından bahsediyorum. bürokratik işlemler, o işlemleri o kadın yapıyor olmasa da yeterince bunaltıcı zaten, evet. ama kendisi bütün o süreçlere apayrı bir tat katıyordu kesinlikle. bir defasında artık dayanamayıp kuduz köpekler gibi etrafa tükürüklerimi saça saça bağırmak suretiyle çıldırmıştım da, sonra da içimdekileri kustuğum için rahatladığımı düşünmüştüm. bugünü yaşadıktan sonra o gün kendimi o kadar yorduğum için üzüldüm ama biraz. işler çok daha hızlı hallolabilirdi yine. bana herşeyi taksit taksit söylemeseydi. o zaman bu hayattan bezdirme süreci yarım saatte biterdi. ama kendi kaşınmış, benim haberim yoktu başta. ilk başta, yapabileceğim hiçbir şey yok diye başından savdı beni, ben de yapabileceği hiçbir şey yok sanmıştım gerçekten. tam okuldan ayrılmak üzereyken, gökhan'ın birşeyler yapılabileceğiyle ilgili birşeyler anlattığını hatırladım çok önceden. iyi ki aramışım. yapılabilecek şeylerin ne olduğunu hatırlamadı, ama selma hanıma gitmemi önerdi. selma hanım da bal şeker bir insan. onlar hiçbir şey yapamıyormuş, siz bir belge veremez misiniz, çok acil dedim, durumu anlattım. nasıl hiçbir şey yapamıyorlarmış diye şaşırdı, geçici belge alabileceğimi anlattı. ben tam öğrenci işlerine geri dönmek üzereydim ki, kadının beni başından bu sefer başka bir bahaneyle savabileceğini tahmin ettiği için önce kendisi telefon açtı, durumun acil olduğunu anlattı. daha kıdemli bir yerden telefon gelince de diğer kadın artık defedemedi işte özetle. sonra yapmam gereken işleri bana her seferinde taksit taksit söylediği için, her yanına yeniden gittiğimde, tamamlamadığım işlemler için kendi kendine sinirlendi. 'gerizekalı karı, söyleseydin ya, ben nerden bileyim' gibi bir çıkış ya da daha edeplisi münasip bir tepki olabilirdi pek tabi. ama diğeri daha tatlıymış. 'aa hadi ya, kusura bakmayın çok yorgunum, anlamıyorum hiçbir şey' diye aptala yatıp oflayıp puflamasını izlemek gibisi yokmuş. hayır bir de hazırlamak için oflayıp pufladığı belge de şöyle birşey: bilgisayarında zaten kayıtlı olan bir doküman var. adı geçen öğrenci üniversitemizden mezun olmuştur yazıyor. o belgeye benim ismim eklenecek, çıktı alınacak, şube başkanı imzalayacak. bu. bunu normalde bir günde yapıyorlar. hadi tamam anlıyorum, okul zamanı bir sürü öğrenci bir sürü belge çıkartıyor. her gelen öğrenciye "sen 2 dakka bekle şurda" denmez. sistemli ve daha verimli olmak adına bir gün bekletmeleri gayet makul. ama canım benim. okul terk edilmiş kasaba gibi. bilgisayarının başında bomboş oturuyorsun zaten. iş yapmamak tatlı geliyor anlıyorum da, bu kadar oflayıp kendini sıktığına değmedi neticede. ben bütün işlemleri en sonunda tamamladığımda, yarım saat sonra gel, o zamana hazırlamış olurum dedi. bir sayfa birşey. yarım saat sonra bir gittim ki beş kopya hazırlamış, ikisi ingilizce üçü türkçe. hehe. ağzının içinden sinirli sinirli konuşarak verdi, çok pis döverim bakışları attı, ay çok teşekkür ederiiimmm'lerime cevap vermedi, gitti. "aman bir daha yolu düşmesin sakın" diye o kadar zahmete girmesi gözlerimi doldurdu pek tabi. yarın sabahın köründe otobüse atlayıp istanbul'a gidiyorum. çünkü belgeleri kendi ellerimle vermem gerekiyormuş, öyle sistemi gözünden öpeyim. vekaleti illa noter tasdikli isteyen, kargoyla göndersem neden olmuyor diye sorduğumda 'hayatımda öyle birşey duymadım' diyen adamı sonunda göreceğim için çok heyecanlıyım. izin verirse eğer, parmağımın ucuyla, dürtmek suretiyle dokunmak istiyorum kendisine, gerçek olup olmadığını anlamak için. sonra o parmağımı elbette ömrünün sonuna kadar yıkamayacağım. yeterince uslu biri olursa ben de ellerime dokunmasına izin veririm. neticede o eller teslim etmezse kabul edilmiyor o belgeler. sonra ertesi gün ankara'ya geri döneceğim, çünkü burda da üniversitem beni bir türlü mezun etmek istemiyor, diplomamı vermiyor. bir diploma almak en az iki hafta sürüyor. sen çok yaşa bürokrasi. | ||
|
|
||