25 Ağustos 2009, Salı
saat: 11:36


Şövalye atının üzerinde susuz, hayatsız bitap giderken yağmurlu bir günde, ağaçların arasındaki gizli hışırtıları duymaz-duyar aralığında atının götürdüğü yere gidiyordu.. Sallanıyordu, düştü düşecekti..

Sürekli gürleyen gök, her seferinde gözlerini açık tutmasını sağlıyordu.. Şövalye "ben bu değilim, bunu yapmamalıydım" diye bitkin ve iştahsız biçimde eğerin ipinden zor tutarken gökyüzü daha fazla dayanamadı.. Çok yakınlarına şimşek düşürdü.. Ayıldı şövalye, atı korktu, sakinleştirdi.. At devam etti, hızı aynıydı ama, yine bitkinleşti şövalye.. Yağmurun artan sesi içinde suskunluğu daha büyük ses çıkarıyordu...

Atının gittiği yeri görüyor ama dur diyemiyordu.. Ters yöne gidiyordu at.. Eliyle gemi sağa ya da sola çevirmeye gücü dahi olmadığını görüyordu..

Gökyüzü, karanlığının içerisinden bir ışık daha çıkarttı, şövalyenin demir halkalarla sık döenmiş zırhına tam kalbinden vuran bir şimşekti bu! Düştü şövalye, at ürktü, şaha kalktı, gitmedi bir yere, bekledi sahibini.. Şövalye kendine gelmişti.. Doğruldu, ışığın yarattığı sıcaklığa baktı, kulakları sıcaklığı, gözü şiddeti gördü..

Ayağa kalktı, üzerindeki zırh artık ona hiç ağır gelmiyordu, atın burnu ters yönü gösterse de atı da bıraktı, gözünü çok ileriye dikerek seri biçimde gitmek için hareketlendi ve doğru yöne doğru adımlarını atmaya başladı..

Atın gittiği yolun çamuruna lanet ederek.. Hayvandı sonuçta, bilmezdi ki doğru yolun ne olduğunu, sahip sessiz, gemler gevşek..

Şövalye ışığındı, ordan gelmişti ve doğrunun ne olduğunu kendine tokat gibi gösteren şimşeği sanki bir daha ister gibi kollarını açtı yağmura, yüzünü kaldırdı ve haykırdı..

"Geliyorum!!!"...

Tüm içtenliğiyle, tüm aydınlığıyla ve...
Ve tüm gücüyle...


Yol ne kadar sürer, at ne kadar gitmişti bilmeden devam etti doğru yönde...



......BSY



istanbul
hosting