|
25 Ağustos 2009, Salı
saat: 19:16
evet kandırıyorum.kendimi kandırıyorum ne olmuş..evet ben vakit harcıyorum sadece.yeter. üzerime gelmeyin.içsesler korosu.hayır nakarattan başka bişi de bilmiyolar. kendimi kandırıyorum.ne bu ev o ev ne bu yanımdaki o.nede ben o benim.beklemenin ne anlamı var dedim belki de.bilmediğim bişeyi.varolmayanın var olma olasılığına inanan seni küçük üçkaatçı.koca bi boşluğa iç çekiyosun.o boşluk seni ordan oraya sürüklerken yutuyo sürekli her yutkunma sesinde biraz daha sıkışıyosun.nefesini daraltan içtiğin onda sigara mı yoksa o ruhu bu bedene sığdıramamanın sıkıntısı mı bilmiyosun.ama o hiç ki seni saran,o son sigarada bile çağresizliğine ağlatacak kadar da kafandakilerle dolu.geniş alanda at koşturan umutların şimdi vebalı gibi köşelerde siniyo.hem ezik birer çocuk hem de bütün utançların ve rezilliğin.masum surat ifadeleri de tozlanmış kurumuş pıhtılaşan kanın gibi onlar da köşede.çöpe atılmayı bekleyen mutfak pislikleriyle beraber martılı bi çöp yığınına yolculuğun peşindeler.sanki onlar gidince mis gibi olucakmış gibi boşluğun.bütün karanlığı silinicek gibi.tertemiz parlak..ferah ferah nefesler alabiliceksin o an.pencerelerini açıp boşluğunu yırtıcaksın di mi? eğer dış kapıyı bulup açabilirsen.hay aksi ortalık da pek karanlık nerdeydi şu anahtarlar? buda olmadığı kesin.bu baktığım dört duvarın tuğlasında ruhum akmıyo ılık ılık.burda sesler donuk.yüzler yaşlı.dizler tmbel.yürüyüp gidemiyo insan. biri nahtarları getirsi diye beklerken sürüne sürüne ağlamak mı uzayda toz gibi durmak mı.hangisi daha erdemli? hangisi kazanır? hiç var olmamış ve var olmaması muhtemel bi olasılığın bahsine girecek kadar mal düşüncelerim.hangisi daha acısız??? | ||
|
|
||