|
25 Ağustos 2009, Salı
saat: 22:56
Her oyunu oynamanın bir sürü kuralı vardır. Benim kendi yöntemlerim vardır. Her oyun için ayrı bir strateji her zaman kazanmak garanti değildir. Zaten spor kültürü mesele kazanmak ya da kaybetmek değil oynamak... Ve mükemmelik bu olsa gerek stratejilerim her zaman kazandırdı... Tavla_ Sonuna kadar cesurca kırma ve matematiğin zaferi olasalıkların kazanması... Kendi sahamda değil rakibin sahasında bir karış gecilmeyekcek sur kurmak... Keşke zarın yedinci yüzeyi olasa kendi şansıyla yavaş yavaş çırpınarak bataklıkta ki gibi büyük oyuna doğru gitmesi. Genelde örümcek ağındaki bir böcek gibi direniyorlar. Beni bilenler tuzağımdayken teslim oluyorlar. Farketmez şans onların yanındaysa bile iki sayı benim... Kısaca örümcek gibi... King_ Masaya kanlı bir zihinle oturuyorum. İlk üç el ceza diyip kendime sonra mecburcu (S.S. kozcu) olarak zaferime kavuşturuyorum. Masada bana en yakın rakibe değil büyük cezalarda en zayıfın üzerine oynuyorum. Ufak cezalarda timsah göz yaşlarım olmazsa tadı olmaz...Diğer ikisimi kendileri arasında çarpışıp. Zafere giderken benim yolumda ki dikenleri temizliyorlar. Kendi kozluk ellerimde bir şey almıyorum. Ama kozcu kimse en az ondan bir el eksik alarak farketmeden bir adım önde gidiyorum. Sonuç hesaplama bir bakmışlar ben lider kimsenin anlamadığı anda zafer... Kısaca timsah gibi... Batak_ Versiyonu önemli değil savaşma stratejisi çok basit temele kurulu... Masada her zaman bir kişi fazla oynuyoruz. Elimin altında kağıt attığım zekam var... Ben çıkmasamm masadan her parti zekam çıkıyor... Mesele kağıt saymak değil ilk elden sonra rakiplerin kağıt karıştırmasına dağıtlan elde bir önceki elden alt üst kağıtları tahmin etmeyi hatırlamak gibi çok parametrelerin olduğunu göz önünde tutarak oyunu süreki dengede tutmak... Denge için gerekise biri ihalede battıysa ertesi el girip batmak... Zayifların ancak dengede giden bir elde konsantrasyonlarını kaybedip bir an oyundan koptukları an vardır... Başkasının monoton süreci aslında tüm kurulu strateji aslında tüm kağıt oyunlarında ortak nokta sabırdır. Sabır erdemli bir yaratık gibi oynamak... Olasılıklar denizinde vatoz olmak sadece kazandırır... Poker_ En sevdiğim oyun... Poker aşk gibidir. Masadaysan ölene kadar yaşamalısın. Ya masada ki herkesi öldürüp en kötü ihtimal tek başına yalnızlıktan öleceksin ya da başka bir masaya geçeceksin... Masadan ben kalkana kadar önce kalkanlar platonikler oluyor. Pokerde kaybettiren tek şey önceki oyunları düşünmektir. Onları hatırlayıp ona göre oynamaya çalışmak... Ama poker diğer oyunlara benzemez her yeni oyun sadece kendi olasılıklarını taşır... Gelelim stratejik kısmına bu yaratmak belkide 22 senelik (15 senesi bilinçli ve farkında olarak) tecrübeden çıktı. Oyunu tamamen kurduğun düzen SAKA PİÇİ gibi olmak... Saka gibi çirkin asil kanarya gibi bestekar bir sesin yaratıldığı kırma cins. Bunu çok kral kuşçular bilirler... Çok iyi bir kanaryanız varsa onu soyunu yumurtlayarak taşıya bilirsin. Ama sesini ancak bir saka ile çiftleştirince bir sonraki nesle taşırsın... Saka kadar yabani olmak masadaki temel kural bir kaç kişi gidene kadar ortalarda yer almak kaçak durmak kafeste... Masada nüfus azaldıkça göze batan bir çirkin oyun anlayışı işte o sırada konuşmaya başlamak... Makamı gırtlaktan yakalamak ve insanları büyülemek... İnsanları rüyanın içine çekmek sonra uyandıklarında bir bakmışlar önlerindeki her şeyi kaybetmişler.... | ||
|
|
||