|
26 Ağustos 2009, Çarşamba
saat: 13:11
bir başka "di mi john ile tatlı rüyalar" programına hoşgeldin güncem. bu rüyanın anlatmaya değecek pek bişeyi yok ama ilginç geldi işte. macera oyunu gibi bişeyin içindeyim. ilerlemişim oyunda, lavlı bi bölüm var, aşağıya düşmeyeyim diye hopluyorum zıplıyorum falan. bölümün sonunda yukarı çıkan bi koridoru tırmanıyorum, böyle arnavut kaldırımlı ara sokak gibi bi yer, ama lavlı olmasından mütevellit her yer kıpkırmızı, sımsıcak, arada lavlar damlıyo, etrafta 1-2 tane örümcek var falan. rüyanın bu bölümününden sonra bi boşluk oluyo (ya da ben hatırlamıyorum) ve yine aynı lavlı bölüme geliyorum. ama hareketlerimde zorlanıyorum bu sefer. o koridora gelene kadar canım çıkıyor. anlıyorum ki oyunu bitirmişim, daha zor bi seviyede oynuyorum. (bilinçaltım burada god of war'a selam çakıyor) koridora gelince bi bakıyorum o örümcekler yine var ama artık binlerce ve bu sefer yanlarında akrepler de var ve hepsi bir dalga gibi üstüme üstüme geliyor, "the mummy"'deki bok böcekleri gibi. topuklarımı kıçıma vura vura geri kaçıyorum tabi. fakat bir de bakıyorum ki bambaşka bir mekandayım, bir ortadoğu ülkesindeyim. rüyanın 2. bölümüne gelmişim. bizim aile 4 kişi turistik gezideymişiz gibi takılıyoruz. ama ırak, iran, suriye mi neresi bilmiyorum. annem babam başlıyor "haydi namaza" diye. hepimiz bi camiye gidiyoruz, ben içimden "wtf?" diye diye. gerçekten de namaz kılacakmışız, bizimkiler öyle diyor. avluya gidiyor herkez diz çöküyor harbiden, ben "manyakmısınız ne namazı ya" diyerek öfkeyle mekanı terkediyorum. arkamdan abim geliyor. bir süre sonra bir alışveriş merkezine giriyorum (lan? kapitalizm rüyalara da el atmış). kocaman bi avlunun etrafta küçük küçük standlar kurulmuş, fuar gibi, bir tanesinde ise mike portnoy ve john petrucci var (dur dur daha da ilginçleşecek). çalıyorlar kendi aralarında, liquid tension experiment tarzı. john'unm saçları seyrelmiş, yanımdaki adamla ingilizce konuşuyorum "abi herifin saçları seyrelmiş lan, kazıtsın da satriani gibi olsun, karizması olsun ehe" diyorum, bişey demiyor. neyse çalmayı bitiriyor bizimkiler, ben mekanın tuvaletine girip ellerimi yıkıyorum, kapıdan portnoy'un geçtiğini görüyorum. fırlıyorum hemen "abi saygılar, hayranınızım" diyorum. portnoy "aha harbiden mi" diyip elimden tutuyor beni, avlunun bi yerinde bir sürü masanın arkasına götürüp elime bi mikrofon variyor. arkamı dönüyorum yemekli bi partinin ortasına düşmüşüm. etrafta bir sürü şık giyimli insanlar, hepsi ünlü herhalde, bi masada da jennifer lopez'i görüyorum çünkü, ne alakaysa. neyse elimdeki mikrofona diyorum ki "dream theater çok güzel bir gruptur, bence dünyadaki en güzel gruplardan biridir-" bir alkış bir kıyamet. sanırım bir sanatçı yarışması gibi bişeyler var, jennifer'ın tayfası sus pus çünkü. "dream theater şu dünyada dişe dokunur müzik yapan ender gruplardan biridir" diyorum, aslında buna kendim bile inanmadım, çünkü dt'den çok daha iyi gruplar keşfettim, keşfediyorum, bilinçaltımı doğrularcasına bu sefer herkes sus pus oluyor. "ehe sıçtım galiba, neyse thnxbye" diyerek mikrofonu devrediyorum ve ortamı terkediyorum, portnoya tekrar teşekkür ederek. sonrasında uyandım. öyle işte. | ||
|
|
||