|
29 Ağustos 2009, Cumartesi
saat: 21:17
sevmiştiklerimizin gölgesinde yaşıyoruz ilk duyduğumuz masala inanmak istercesine ne zaman çıkarıldığımızı bilmeden kendi masalımızdan kaybetmeyi asla kabul edemeden yok olmaya başlıyoruz sevmiştik'lerimizin gölgesinde yaşıyoruz önce ruhumuz çürüyor korku dolu çığılıklarını etrafa saçarken ve bir ölüm kokusu havada iyice içimize çekiyoruz her sabah ve gülümsemeye çalışıyoruz yüzümüzün tüm çarpıklığı ile. sevmiştik'lerimizin gölgesinde yaşıyoruz kendimizden korkarcasına kendimizi umulmadık bir durakta unutarak bırakıp gittiğimiz ruhumuz soluyor sonra ellerimiz tanımadığımız ellerin sıcaklığına alışık ve terli bedenlerimizde yaşam buluyor tüm kötülükler ve biz kötülüklere tutunarak yaşıyoruz sevmiştik'lerimizin gölgesinde yaşıyoruz artık ne kadar az sevebildiğimizi inkar edercesine bir beden sofrasında herkesi yemeye çalışıyoruz nice ruhlar içiyoruz sevgiye karşı doyumsuzluğumuzla ve ne kadar az tatminkarız çünkü kendi masalımızdan ne zaman kovulduğumuzu bilemeden yeni masalllara saldırıyoruz çoğu zaman hep daha iyisini yazmak adına ellerimiz kalem tutamayacak kadar çürükken ve beynimiz öylesine erimiş. sevmiştik'lerimizin gölgesinde yaşıyoruz her yerde bir ten cümbüşü -öylesine arsız, çıplak sıklıkla düşüyoruz -ademin kovuluşu gibi ve her kalkışımızda 'daha güçlü' dillerimizin ucunda -oysa cennetten ne kadar uzakken dünya. oysa, her yara iz bırakırken ve alıp götürürken pürüzsüzlüğünü tenin saflık beklemenin yalancılığı içinde hep bir daha sını bekleyerek yaşıyoruz ve zaman kocaman bir çocuk ellerinde ipler bizleri oynatırken, kahkahaları beyinlerimizi tırmalıyor. ve sevmiştik'lerimizin gölgesinde yaşıyoruz bir daha sevebiliriz inancıyla. oysa bir kez ölenlerin bir daha nefes almaya inançları kalmaz utanmaz bir tavırla görmemezlikten geliyoruz. | ||
|
|
||