02 Eylül 2009, Çarşamba
saat: 14:25


onunla tanıştığımda çocuktum ve o 24 yaşındaydı, onyedime, yirmibeşime, yirmisekizime... geldiğimde o hala 24 yaşında kalmaya devam etti. bazı insanların hayatı diğerlerinden farklıdır, zamanın bir noktasında kalmaz, tüm zamanı ele geçirir. onlar hayat denen resme öyle bir bakış atarlar ki o resme bakan herkes, renklerin tüm ayrıntılarına sinmiş o bakışla karşılaşır tüm sokaklarda. deniz gezmiş de öyle bir insandır işte. ona yüz çevirenler, çamur atmaya çalışanlar bile o bakışla göz göze gelmek zorunda kalırlar. belki de hayatının hiçbir döneminde, hayat denen resme onun gibi bakamayacak olanları ürkütür o bakışlar. herkes varoluşuna bir şekilde anlam katmaya çalışır. fakat herkes başkasının varoşuna sinebilcek denli iz bırakamaz o resimde.

"sen mutluluğun resmini çizebilir misin?" diye sormuş nazım hikmet. birçoğumuzun hayatında böyle bir resim belki de hiç olmayacak ama bazılarımız en azından o resmi görme ayrıcalığına sahibiz. birileri kendi dandik hayatlarına sığması imkansız olan o resimden kaçarken mutluluğun, "evet işte yaşamak istediğim gibi yaşamışımın" resmine bakıp gülümseyenler her daim olacak.

şimdi che'lerin, denizlerin, mahirlerin resimleri barikatlardaki bayraklarda dalgalanıyor. "evet işte yaşamak istediğim gibi yaşıyorum" diyenler hala oralarda mutluluğun resmine kendi yüzlerini ekleyerek gülümsemeye devam ediyorlar. hiçbir zaman onlar gibi gülümseyemeyecek olanlara düşen paysa hapsoldukları steril hayatlarından dünyaya bakıp, muktedirin çatallı diliyle tıslamaktan ibaret.


istanbul
hosting