|
03 Eylül 2009, Perşembe
saat: 18:26
kurşun kalem kıtlığı çekiyorum. bir sabun aldım ve 9.70 lira ödedim,sanırım içinde altın molekülleri var. adaşım olan ufak çocuk,havuzun başında oturmuş halde ayaklarını suyun içinde sallarken 'havuzda örümcek,arı ve arı var' dedi.sonra herkes onu çok sevdi. kahvaltıda ufak bi kıza el salladım.o da geldi ve avucuma ufak yaprak parçaları bıraktı.karşı masadaki yaşlı turistlere de aynısını yaptı. bir şeyler değişiyor,artık cevizi seviyorum.ve kesinlikle yabanmersiniyle birlikte tüketilmeli,kesinlikle!gnam. aman tanrım o ne pazardı öyle.her tür meyve,sebze ve kuruyemiş sonunun nerede geldiği kestirilemeyen bir tezgah sırasında konuşlanmış.her şey büyük,her şey parlak.her şey taze.bir elbise beğendim.65 lira dedi adam.anneme döndüm ve 'ama biz pazarda diil miyiz?' dedim.bodrum işi götürüyor dedi annem de. pazardan aldığım üç şeyden en beğendiğim ahşaptan oyulma ufak bir baykuş.diğer baykuşların arasından seçerken iki tanesi arasında kaldım ama diğeri için 'henüz gözlerini bitirmedim' dedi yaşlıca adam.anneannem bayıldı,emel teyze de kaşlarını çattı ve 'baykuşlardan nefret ederim.nerde bi uğursuzluk varsa başlarlar ötmeye' dedi.itiraz edenlere de 'hayır efendim ben denedim.nerde ötseler orda bir ölüm haberi' cevabını yapıştırdı ve konu kapandı. hoh,yazıcak ne çok şey varmış.ama yazılabilicek en feci şekilde yazdığıma eminim yine.herneyse. bir iki gündür bir dondurmacının müptelası olmuşlar.waffle da yapıyormuş.anneannem 'deniz nasıl biliyo musun böyle kare kare kare bişeyin üstüne dondurma koyuyolar of çok güzel' diye anlatırken o kare kare kare şeyin ne olduğunu tahayyül etmeye çalışıyordum ve otomatik olarak açıklaması için anneme dönmüşüm;'waffle' dedi sırıtarak.'aaaaaaoo!' dedim kocaman gözlerle ve kıkır kıkır gülmekten başka bi tepki veremedim. beni kendini hala formda zanneden yaşlı zevzeğin teki havuza itti.arkamdan güldü de.terbiyesiz.annem de kızımın kanı yerde kalmaz edasıyla aniden havuzdan çıkmaya çalıştı,ama kendini kaldırması için biraz debelenmesi gerekti,ve sonunda çıkmayı başardıktan sonra adama yönelmişti ki adam bunu göze alamayıp (ya da hiç farketmedi bile) atladı havuza. gece bodruma girer girmez soldaki dağın yandığını görme şanssızlığına erişmiş olmamızın yanısıra serviste de dünyanın en tuhaf yarıfil sabah programı figüranı teyzelerle geldik.bavullardan biri ani gaz sonrasında geriledi ve bastonlu (kesinlikle merhamet göstermemelisiniz bastonlu teyzelere,onlar ne cadıdır onlar!) teyzenin sağından geçip arkaya yapıştı.'ay aman tam ayağımın üstünden geçti,nasıl da acıdı biliyo musun,ameliyatlı ayağım,vahvahtühtüh' diye müthiş yapmacık bir kaprisle söylenmeye başladı.çenene bu kadar vurduysa kesin bir şey olmamıştır dedim içimden.bastonuna sahip çık önce sen,terbiyesiz.kucağıma bıraktı bastonu bütün yol boyunca.ben senin bastonunu tutmak zorunda mıyım.sağında solunda kim varsa nedime muamelesi yapıyor yahu.olucak iş diil. çok oldu diil mi.evet çok oldu.bok da oldu ya,neyse. saat: 18:39 çikolatalı dondurmalı ve konyaklı waffle yedim. bende bir alıklık var.istanbul'dan geldiğimiz gün de öyleydim.tuhaf bir uyuşukluk.satırları okurken kelime kaçırmalar falan.noluyo yani, saat: 18:46 love letter to japan,my love,polite dance song,diamond dave,gay run dinleyin insanlar! klip dahiyane bir buluş.müzikli kitap gibi. bir: björk/it's oh so quiet. iki: röyksopp/what else is there. üç: coldplay/violet hill. dört:emiliana torrini/jungle drum. beş: coldplay/strawberry swing. hadi belki altı: psapp/i want that. niye yaptım böyle bir şey,kismet.cate blanchett aksanıyla yine. | ||
|
|
||