|
05 Eylül 2009, Cumartesi
saat: 22:33
Bir insan ne ile yaşar.. Bunu okumak fırsatını elde ettim.. Trende tıngır mıngır mı gidiyordum, durdu mu, durmadı mı hiç farketmeden zaten brüt 60, net 47 sayfalık bir şey. Okudum ve çok çok hoşuma gitti.. Böyle okumayı mı özlemişim bilemedim.. Serviste ekimden sabah akşam kitap düşmezdi, sonraları dergi oldu elimizde, sonra sonra hiçbir şey.. Resmen ibrem düşmüş gibiydi. Bu okuma bana iyi geldi. Üstüne ne zamandır okumadığım Penguen'i Uykusuz'u filan okudum.. Neden bunca zamandır okumayı bile istemediğimi biliyordum. Tekrar bu düzene giriyor olduğum için de ardından mutlu oldum tabi.. Mini mutluluk misali.. Okuduğum kitap(çık)tan bahsetmeyeceğim, sadece özü sevgiye dayanan çarpıcı ve sürükleyici bir hikaye bu. Ve tabii ki Tolstoy'dan ne kötüydü ki bu olsun diyorum.. Yaşlarla alakalı.. Her yaşın kendine göre bir güzelliği var, bazı dönemlerinde durmaktan nefret ederken, bazı dönemlerinde koşmaktan nefret ediyorsun, tercihin bu yönde olmasa bile.. Salınımların çapı dönemden döneme kendi içinde büyük geliyor sana, belki tam olarak istediğini yapabiliyorsun, belki yapamıyorsun ama bildiğin bir şey var ki, günler aylara baskı uyguladıkç.a, onlar da yıllara sırtını dayayıp domino gibi hepsini devirmeye başlayınca diyorsun ki, bana yetenlerle yetmeyenlerin sınırlarını artık daha net çizebiliyorum. İstediklerim şunlar şunlar, istemediklerim ise bunlar bunlar.. Ruhunu daha iyi tanımaya, onu yönlendiremesen de onun nasıl bir şey olduğuna tanık olduğun olgunluklara erişiyorsun.. Bazen kendi yönlendirmelerinle, bazen dışarıdan gelen itkilerle, ayın görünmeyen karanlık yüzü senin ruhunda olmuyor.. Biliyorsun ve onun istediklerini yaptıkça mutlu, onun beklediklerini karşıladıkça huzurlu oluyorsun.. Gerçekten istediğinin ne olduğuna yaşadıkların, gördüklerin ve ısıtıp soğuttuğun yaşamların karar veriyor.. Bunlara baş kahraman olarak kendin bizzat şahit oluyorsun. Bundan sonra da kesinlikle ve kesinlikle insan denen yaratığın, kendi ruhunun etrafında şekillenen ve asli görevi sadece ona çalışmak olan karmaşık senfoni topluluğunun bir bedende sıkışmış hali olduğunu anlıyorsun.. Onunla çatışma hakkın tabii ki var, bedenin ruhtan, zihnin ruhtan, yüreğin ruhtan farklı istekler belirtme hakkı tabii ki var. Ancak ruhun hamuru tek, çizgisi belli. İçindeki izi sen ne kadar tanırsan o kadar az çatışırsın.. İşte bu yüzden zekası az olduğu halde irtifası yüksek yerlerde çalışanlar, dışardan göründüğü kadarıyla hakkı olmadığı yerlerde, hakkı olmadığı insanlarla iletişim kuranlar (veya kurmayanlar), zengin ve varlıklı tanınmak isteyen ama hiç öyle olmayanlar, haketmediği yerlerde yaşadığı halde hiç itiraz etmeyenler, vs. olacaktır. Bütün bunların hepsi çatışmadır. Ruhla hadsizce yapılan bir çatışma. Evet haketmediği yerde olup da sesini çıkartmayanlar da ruhuyla çatışıyordur, ruhu onu istemediği halde eli kolu, beyni olmadığı için sen ordasındır. Ama kodlarında bulunmayan bir yerde olduğu için çürüyen ruhtur. Çok narindir. İstediklerini yaptıkça yücelir ve kendisini daha çok gösterir. Nankör gibi durur, ama kodlanmış olduğu gerçeklerini değiştirmez, değiştiremez, bu yüzden sen ona uymalısın.. Daha devam edeceğim, kafamı dağıtmak amaçlı bir miktar maç izlemeliyim.. ......BSY | ||
|
|
||