|
07 Eylül 2009, Pazartesi
saat: 15:32
yapmam gereken şeyleri yapmıyorum iş yerinde, hep bir erteleme havasındayım. etrafımda, sokakta, bu koca şehirde alıp başımı yürüyorum bazen tek başıma. canım acıyor, içim burkuluyor. delicesine zengin olup herkesi kurtarmak istiyorum bazı bazı. sonra elimi cebime atıyorum ve arka cebime sıkıştırdım 2-3 tl yi uzatıyorum kalem satan minik ellere. mideme kramplar giriyor, eczaneye giriyorum. mide ilacı almak üzere, önümde yaşlı bir teyze reçete uzatıyor, tezgahın ardındaki güzel bayana. "bir bakıver kızım,ne kadar tutuyor ?" kelimeleri çıkıyor ağzından utana sıkıla. midem daha çok ağrımaya başlıyor. vazgeçip dışarı atıyorum kendimi. çıkar çıkmaz bir ambulans trafiği açarak geçmeye çalışıyorken görüyorum. ön koltuğunda hüngür hüngür ağlayan, göz yaşlarını baş örtüsü ile silen elli'li yaşlarındaki teyzeyle göz göze geliyorum.. derin bir nefes daha alıyorum. midemde ağrılar git gide artmaktayken sahile gitmeye çalışıyorum. otobüs durağına yaklaşırken soğuk bir istanbul gününde yaşlılıktan elleri titreyen dededen hiç ihtiyacım olmadığı halde paketlerce mendil alıyorum. ellerimde mendille ilk gelen otobüse bakmadan atlıyorum. bi kaç durak ilerliyoruz. sonra 60 yaşlarında bir adamın halk otobüsüne binip ceplerinde iki saat para araması gözüme takılıyor. zar zor bilimum bozukluktan parayı denkleştiriyor. o esnada elinde şeffaf bir poşet, poşette bir çikolatadan başka bir şey olmadığını görüyorum. hava kış ve üstünde eski püskü bir ceket başka bir şey yok. muhtemel bir ziyaret, gidilen yerde belki torunu bekliyor dedesini. hayatta bir canı var, bir ceketi, bir torunu ve nihayet bir otobüs bileti o an, ha bir de onu izleyip içinden insanlığa bilimum küfür sıralamakta olan bir yabancısı.. | ||
|
|
||