|
09 Eylül 2009, Çarşamba
saat: 22:48
insanların, kendileri bulduğu halde büyük bir mucizeymiş gibi diziliveren rakamlara fazla heveslendikleri günlerden biri. benim için hiçbir anlamı yok. dün gece öyle çok yağmur yağdı ki, bi ara gökyüzünden pervasızca oraya buraya düşen yıldırımlardan biri, açık olan pencereden odanın içine düşecek diye korkmaya başladım. peki pencereyi kapattım mı? tabi ki hayır. aylardır mis gibi toprak kokusunu içime çekerek uyumaya hasret kalmışım. böyle bir fırsatı kaçırır mıyım hiç? nitekim son zamanların en tatlı uykusunu uyudum. hatta uykumdan belli belirsiz uyandığım zamanlarda pikeyi bacaklarıma dolayıp gerinirken gülümsedim bile. bir şeyi farkettim, istanbul'a yağmur hiç yakışmıyor. yaşanan sel felaketi haricinde de böyle bu. bir kez bile ''aa! ne güzel yağmur yağıyor. şemsiyemi alıp sokaklara atayım kendimi.'' diye düşündüğümü hatırlamıyorum. ben ki yağmurun y'si yere düştüğü anda çöldeki bedeviler gibi mutluluktan deliririm. ''yaşayabileceğim şehirlerde olması gerekenler'' listeme bir madde daha ekliyorum o halde; hayat, yağmur yağarken de devam etmeli. bence hepimiz bugünlerde kıtlıktan çıkmış gibi karpuz yemeliyiz. zira çok az zamanı kaldı. bir dahaki yaza kadar hepimizi terkedecek ve biz o'nu çok özleyeceğiz. o değil de, keşke d&r'da çalışmaya devam etseydim. | ||
|
|
||