|
10 Eylül 2009, Perşembe
saat: 03:36
Tenimden fışkırıyor kırmızı kırmızı yaralarla ve suskunluğumda buram buram terliyor, konuşmalarıma kekremsi bir tat, gülüşüme acı nane kokusu salıyor... Öfkeliyim... Uzun çok uzun zaman oldu bu yetmezliği hissetmeyeli ve içimde dogurdugu hırçın küskün çocukla başetmeyeli... kırgınlık, kızgınlık, sinirli olmak değil... Öfkeliyim... Hayata ve getirdiklerine öfkeliyim... iyimser umutlu ben yok içimde yerinde etrafı darmaduman eden hırçın çocuk var. Naftalinlenmiş, düzenli, dantel kenarlı örtülülere sarılmış tüm geçmişi karıştıran hoyrat bir öfke... kendini ifade etmek adına eline ne geçirse savuran gözümün içine baka baka eline alıp kıran öfke... İntikam güdüsü olmayan acı hafızamdan özenle seçip üstüne yastığa çullanır gibi çullanıp tüm tüyleri etrafa saçan öfke... O kadar birikti ki hayat... O kadar karıştı ki... Yoluna sokulasının ucunu ben kaçırdım... İşsizim... Arkasında durulası bir işsizlik... Savunulmak zorunda bir işsizlik... Gündelik hayatımın özenli canlarının özensiz davranışlarıyla yorulmuş kalbim... bencilce savrulmuş olumsuzluklarla hergün hergün savaşarak burulmuş beynim... K.'nın babasının ölümüyle tırmalanmış ruhum... Sadece ve kendisi K. korkularım ve üstüne giderken diktiğim direkler; annemden miras aldığım... kırmızı balık ve 7 yılın bize yaptıkları... Gelecek... Düşünceliyim çokça... Endişeden farklı... Ve en çok öfkeliyim... Dört beş gündür öfkeliyim dört beş yıldır olmadığım gibi... Tanıdık, rahatsızlığı bildik o öfke... Huzura tırnak geçirmiş eti kanırtan, batırdıkça kanatan ve o koyu kanı bulaştıran... Kirlenmiş bir huzur huzur mudur? bir yerlerimde serin bir su tuzlu bir deniz var hala... Umarım... Selametle diyorum kendime selametle... | ||
|
|
||