10 Eylül 2009, Perşembe
saat: 22:28


"Bu yaz neler yaptınız? "

Sadiye Kalyoncu sorardı. İlkokul öğretmenim... İki sayfalık bir kompozisyon yazmamızı isterdi her Eylül'de. Hala hatırlıyorum.

"Ananemin yazlığına gittim. Orda Çınar Börek var. Çınar börek çok güzel. Bütün yaz Çınar Börek yedim. Birde iskelenin orda Roma dondurmacısı var. Orda hep dondurma yedim. Geceleride saklambaç oynadık. Eve hiç girmedim." ile başlayan yazın hayatım, ikinci yılında "Çınar Börek radyo cingılı" konseptinin biraz olsun dışına çıkmayı başarmıştı.

"Ananemin yazlığına gittim. Orda Hüma bana aşık oldu! Saklambaç oynarken birlikte saklandık. Bir sabah denizanaları onu çevreledi. Ben onu kurtardım. Hiç korkmadım." girişi ile geçen bir Eylül...

"Hümaların evine bu sene İstanbul'dan komşuları geldi. Komşularının oğlu atari getirdi. Beni hiç oynatmadı. Hep Hümayı oynattı. Biz saklambaş oynarken Hümaya niye dışardasın diye kızdı. Sanane dedim. Kavga ettim. Benden bir yaş büyüktü ama ben onu dövdüm" ile yaşamaya başladığım ilk kıskançlıklar... (- İşin kötüsü iki arkadaşıyla beraber beni çok kötü dövmüşlerdi. - )

"Bu yaz anneannemin yazlığına gittim. Orada her şey çok güzel geçti. Sahilde ateş yaktık. Bütün gün Emre ile bisiklete bindik. Bisikletle çok uzaktaki bir köye gittik. Emre benim en iyi arkadaşım." ile söylediğim ilk yalanlar...

O yaz Emre ile neredeyse hiç vakit geçirmemiştim. On yaşıma gelmiştim ve sitedeki bütün çocuklar ateşin başından kalktığında Hüma'yı ilk kez öpmüştüm. Kemer Sokak'ın arkasındaki dağ yolunun biraz yukarısında tahta bir baraka bulmuştuk sonra. Orası "bizim"di.

Her gün, her gün ve her gün Hüma ile oraya gittik. Önündeki küçük sulama havuzunda kurbağa yavrularını dürtükledik, akşamlara kadar Leman dergisinin ciltlerini okuduk, annemin hediye ettiği walkman için paralarımızı birleştirip bir Yonca Evcimik kasedi aldık, hava kararıncaya kadar şarkı söyledik, birbirimize sarıldık, onlarca, yüzlerce, hatta binlerce kez acemice birbirimizin dudaklarını öptük.

Temmuz bitti. Ağustos bitti...

Yaz bitti...

Hüngür hüngür ağladığımızı hatırlıyorum O'nun İstanbul'a döneceği gün. Birbirimize sözler verdiğimizi... Asla gerçekleşmeyecek İstanbul buluşmamıza dair planlarımızı...

Oysa Fatih'te yaşıyorlardı. Haftada iki gün gittiğim İstanbul Erkek Lisesi'nden bir yolunu bulur, kaçardım mutlaka. Sirkeci sahilinde dolaşabilirdik. Çınarcık'taki kadar güzel olamazdı hiçbir şey. Yine de... Sürdürebilirdik.

Oysa ben, 1995'in Eylül'ünde; tahta masama oturmuş, bütün yaz Emre ile yaptığımız bisiklet yolculuklarını uydurmakla uğraşıyordum.

Solumda oturan Merve'den, hayatımın ilk "aldatış"ını gizlemek adına...



istanbul
hosting