|
11 Eylül 2009, Cuma
saat: 16:24
Bir adam çocukluğum, bir adam aşık olduklarımın aslı, bir adam nefret ettiğim, bir adam, o benim babam Çok zaman geçti üstünden Unutuyorum ağır ağır gitme baba. Daha 10-11 yaşlarında bir kız, Arkandan ağlatma baba. Küçüktüm tek dayanağın sendin Nerdesin baba? 18 oluyorum ama büyüdüm sanma. Bu sene zor geçecek baba. İlgi, şevkat, huzur, sevgi bulunmaz hint kumaşı. Herkes kendine dertli. Hep böylemiydi baba? Kendime inanıyorum tamam da bir gün “acaba” dersem Kaybolur muyum baba? Eskiden huyum olan “ çocuk şımarıklığım, nazım” şimdilerde lüks. Hak ettiğimden fazlası mı bunlar baba? Ağlamalarım daha uzun, daha ağır, daha acı. Çözümsüzlüklere sessizlerde ağlıyorum. İmkansız gerçekten var mı baba? Yaşamak böylede mümkün elbet. Sahip olduklarım az buz değil. Eskiden benim olanı istemek suç mu baba? Şu an ağlıyorum diye sanma ki sana ağlıyorum. Sen mi kaldı ki baba? Bir avuç kahverengi ve altındaki yeşil bir çift göz. Sana dair kalan hatıralar bile silik baba. Ses- yarım yamalak birkaç cümle. Yüz- hep mi sinekkaydı baba? Beden- asker kıyafetleri içinde, rugan ayakkabılı, sarıldım mı kaybolacağım kadar büyük. Ayruntıların kayıp, işte bu kadarcıksın baba. Baktığın yer her ne zıkkımsa kıs kıs gülme. Farkındayım sevdiğim tüm adamlar sana benziyor. Tamam yüzüme vurma ben benzesinler istiyorum. Yanlış mı yapıyorum baba ? Yaşasaydın nefret sarar mıydı aramızı tamamen? Ölüm mü korudu bizi baba? Ama sen küçük bir kızın babasıydın ya, Şimdi hiçbir kız baba dememeli, elinden tutup yürümemeli, babasının omzunda uyumamalı. Ya da ben görmemeliyim. Oysaki alışmış olmam gerekmez miydi baba? 8 Eylül 2003 saat 13.30 bir telefon sesi. Öykülerdeki gibi acı bir ses değil, bildiğin bir telefon sesi, tahmin bile edemeyeceğin bir yolculuk sebebi. Yolda bir telefon daha. Gusülhane?? Varınca öğrendim ne demek olduğunu. Şimdi sen yok musun baba? Uzaktan izlediğim bir cenaze. Son gördüğüm uçlarından tutulmuş beyaz bir örtünün yavaşça inişi. Bitti mi baba? 8 Eylül 2009. 6 yıl. O kadar oldu mu baba? | ||
|
|
||