|
15 Eylül 2009, Salı
saat: 22:52
tanpınar'ın günlüklerini okuyordum ve tanpınar da oğuz atay'dan yaklaşık on yıl önce, onunla benzer duygulanımları yaşamış. anlaşılmamaktan, kıymetinin bilinmeyişinden ve sıkça da, geçim sıkıntısından yakınıyor. aralarındaki fark, tanpınar büyük yazar olduğundan oldukça emin. haklı da. özellikle saatleri ayarlama enstitüsü'nün yazarı olması bakımından haklı. evet o roman bir başypıt, bir kilometre taşı. ama şu gerçeği değiştirmiyor: tanpınar kendini tanımayı başarmış yegane insanlardan ve kendini anlatıyor o romanda. hayri irdal, tanpınar'ın ta kendisidir bence. hayri irdal, etrafında olan bitene anlam veremeyen, kral çıplak diye tepinen ve olayların tam ortasında olmasına rağmen hep gözlemci olarak kalan ya da konumlandırılan biri. bir tür erdem temsilcisi. her ne kadar romanın kurgusuna şahane oturan bir şekilde anlatacaklarını içselleştirmiş gibi başlasa da erdemli yönü ağır basıyor ve hayri irdal yaşananları tüm çıplaklığıyla anlatıyor. hayri irdal'ın tepkileri her ne kadar zaman ötesi olsa da nihayetinde zamandan başlayarak her şeyi ötekileştiren bir tutumu var. her ne kadar kendisi de o absürd durumlara maruz kalıp onlarla aynı kaderi yaşamak zorunda kalsa da, yine de, kendini bir üst konuma yerleştirerek, kendisinden başka hemen herkesin gülünç hallerini sergiliyor. egonun gözünü seveyim. romandaki bir diğer erdemli tip de hayri irdal'ın oğlu. adı: AHMET. bu boktan edebiyat dünyasında hepi topu üç beş tane doğru dürüst adam vardır. onlardan biridir tanpınar da muhakkak. ama, büyük bir hayal kırıklığına uğradım bugün. tanpınar bile egosunun kurbanı olmuş. kendisini hakikaten tanıyor. yaptıklarını açık yüreklilikle dile getiriyor, şahane. ama işte ne bileyim, edebiyatın özüne ters bu gibi haller bence. edep lazım, alçakgönüllü olmak lazım gibi geliyor bana illa ki. tanpınar da olsan böyle bu. oğuz atay'a bir kez daha aşık olma sebebi bu işte. tanpınar'a hayrandı bir kere. adının tanpınar'la anıldığını görseydi sevinçten çıldırırdı büyük olasılıkla. ama tanpınar müstehzi bir gülücük atardı gibi geliyor. oğuz atay'ı oğuz atay yapan asla ikiyüzlü olmayışıydı. günlüğüne baktığnızda yine selim'in, turgut'un, hikmet'in sesini duyarsınız. o da kendisini anlatmış ve kendisiyle birlikte insan hallerini. en naif, en zayıf ve en gülünç halleriyle insanı. aynada gördüğünü yani. görmek ve görünmek istediğini değil. oğuz atay da tanpınar kadar duyarlı, zeki ve yetenekli bir adam olmasına rağmen tevazu sahibiydi. tanpınar'da neden yokmuş bu! tanpınar öyle bir adam olmalıydı işte. ya da o kadar mükemmeldi ki istese de olamaz mıydı acaba? oğuz atay olmuş ama? of kafam karıştı. "canım oğuz atay" işte, sonuç bu. | ||
|
|
||