19 Eylül 2009, Cumartesi
saat: 01:51


arefe!

otobüste-nerden nereye gidiyorduk tam hatırlayamıyorum, sanırım beşiktaştan Sultan ahmede- orta yaşlarında, pespembe bir elbise giymiş, boyu çok uzun değil, fenman(yani etine dolgun, kilolu diyelim),pembe elbisesinin göğüs kısmında kocaman bir kurdale vardı, esmerdi, dolgu topuklu ayakkabıları vardı, ve kocaman 1.75 olduğunu düşündüğüm gözlükleri vardı o teyzenin... bunların hiçbirinin bir önemi yok aslında, elinde bir dosya vardı ve dosyayala birlikte bir anahtarlık tutuyordu, anahtarlığın maskotu bir kalpti- işte burası önemli- bu kalp maskotlu anahtarlık ben yurt dışına çıkmadan önceki evimin anahtarlığının maskotuydu. bu kalp maskotun bir özelliği var, rengi!

bu kalp, bal renginde ve normal boyutlardan biraz daha büyük, içi görünen cinsten ama cam değil, farklı bir meteryal, o kadar tatlı bir rengi var ki, bal gibi...

geri döndüğümde o anahtarlığı bulamamıştım, çok üzülmüştüm, kalbimin hep o bal renginde, gözü yormayan, hep yararlı, temiz görünümlü birşey olmasını istemişimdir, belki de bal kalpli olamadım ama öyle bir sevdiğimin olmasını isterdim, bal gibi şeker gibi gün gibi...

otobüste teyzeye doğru yönelip anahtarlığımı kaybettiğimi benim için çok değerli bir kalp maskotunu şuan elinizde taşıyorsunuz, bana verebilir misiniz ya da nerden aldınız diye sorma cesaretini topladım, ama ingilizce yol soran meksikalı turistler yakamı bırakmadı teyze, pembe pembe bal kabiyle yanımdan geçti, gözüm kalpte kaldı, kalp gitti ben indim.....

_________

Başakşehir, bu mekanın adı güzel, istanbulunda az kalabalık mekanı ama önemli bir nokta var, çok uzak...otobüsle gitmek kolaydı ama ya kendi arabanla, iki telli girişini kaçırdın mı tamamdır kendini tekirdağda buluyorsun, ki üstüne de harcadığın telefon dakikaları...kontürüm bitti, tekirdağdan u dönüşü yaptık mahmutbey miydi neydi o ylu takip et sağdan devam et ve iki telli...şimdi gitsem bu sefer bulgaristan sınırına giderim diye korkuyorum, ahh melek ahhh...

_________

ayasofyanın karşısında kendimi kitap broşürü dağıtırken buldum, The missing Rose! muhatabımız yabancılar, kıt ingilizce, çince, olmayan korece, hele japonca döktürdük...bir de geri çeviriyorlar bakmıyorlar ya işte o duygu berbat, ilk defa birşey dağıtıyorum sanırım.

2 japon geldi sadece nasılsın iyi misin demeyi biliyorum, onları sordum, broşürü verdim benimle japonca muhabbet ediyorlar, çince biliyor musunuz diyorum yok diyorlar, ingilizce pata küte, sonunda şöyle anlaştık, ben de bu kitabı okumadım ama güzel story diyorlar, japoncası japonyada satılıyor gidin ordan alın :D iranlılar vardı, sırtı çantalılar, amerikalı çin asıllı bir yazar...eğlenceliydi, bir de iftarı yarım saat sonra açmasaydık :D

___________

4 buçuk saatte evdeydik, nasıl basmışsam gaza, belki de babam arkadan vermiştir gazııı

hadi bakalım bayramda beni bir sürpriz bekliyor

ADI: gide gide


istanbul
hosting