|
19 Eylül 2009, Cumartesi
saat: 02:06
refakatçi her hüzün mutluluğa.. suni bir teşebbüs bulut,tuz bırakmakta sudan arda her cümlede. o bir çakı gibi kekeme giriyor boşluğa kelimelere yağmurun yediği dikiş kalıyor hicri. o seni paslanmaz yalanla kaplıyor öperek sarılıyor artçı artçı sanki büyük bir kanıtı düşürüyorsun sağ-sol sığ depremleri bileyerek. o içeri o dışarı o ileri,gidemiyorsun olduğun yerden. o geride asgari gri-bahar gün bakiyesi yaşam yani yaşanılan mevzulardan bir memur umut diyalize atanan. teraziyi dengeler düşen ruh parmaklarının uykusu har, sulh iner her yerden,cümlenin dudaktan ayrılışındaki eşiği.. çıkamaz içimizdeki çocuk. bu yüzden terk edilir her insan bir reva gibi hep "daha iyi olacak"tırla,ama... işte aması yok. "talan olan zamandır sadece" kalan surun üflenişi,suyun ürkekleşişi aşk leşi her şiir, çünkü zaman yalan doğurur perakende.. bilmiyorsun kapıyı çarpan kim yüzüne. itiraf eder gibi suskunluğunu istifra ediyorsun gürültü aşkları, anılar sokaklara bölünüyor her sevilimde dozajı arttırılan bir ilaç gibi altın vuruşa tutsak bu gidişle ses tellerini yerinden sökerek son cümle kesiyor ucunu ipin şiir yetimi soluk borundan balgam kalıyor kursağına acemi küfürler için. ganimet kalıyor kanama sanki o erkeğe,o kadından. ya o kalın anlam nereye taşınacak duşta akıtılan propaganda kara parçalarından? bilmiyorsun kim ellerini buduyor kül tablasında. boğazın kuru duman. is. izdihama uğruyor duan, -çöküyorsun bir imparatorluk gibi- bedenin devir teslimde her tek kalımlık zaman diliminde hayat grafiğinde, bedenin virgül arayıp noktaya bulanan. | ||
|
|
||