|
20 Eylül 2009, Pazar
saat: 03:14
geceleri; huzurludur; yitikliğimi daha az hisseder; gece kanattıkça; bilge karasu'ya selam edip garip bir haz duyarım hiçliğe attığım her bir adımda. "gece" edebiyatı değil bu. çok basit sevmemin sebebi; yalnızım. tam manasıyla. köpeklerin sesini işitebilirim; küfürbaz alkoliklere gülümseyip; camımdan bir kediye laf atabilirim parlak gözlerinde sonsuz merakla arasın beni diye. hoyratça bağırırım en sessiz harflerimle; en kuytularıma; ben duyarım yalnız ve "saklanmışlar" günün katmerlenmiş sığlığından. serin olur gece; en acıtan günün gecesi bile. kahvemi keyifle içebilirim bu yüzden . hüzün bürür; yıldızların her biri göz kırpar; küçük prens'in evi hangisiydi? sahi; küçük karabalığa ne oldu; duyanınız bileniniz var mı? bilirim; soran var ; en az benim kadar yani -yakın yabancılar.- kırılma noktası nedir? ya da cüretkar olmayayım; benim için kırılma noktası nedir bilir misiniz? kabullenilmiş bir varoluşun; farkındalıklı bir varoluşa dönüştüğünün ayırdığına vardığımda dahi hiçbir şeyin değişmeyişi "ben"imde.ve imde. işte bu noktada söyleyebileceğim tek şey; korkunç acı...kucağındayız; her gün kusup kusup memeni arıyoruz; emdiğimiz her damlada daha da kararıyor,kararıyor, kararıyoruz... | ||
|
|
||