26 Eylül 2009, Cumartesi
saat: 09:10


Ancak eve geldiğimde ve panjurları kapadığımda yazabildiğimi farkettim, çok az zamanım varmış gibi geliyor, o kadar yalnız vakit geçirmeme rağmen sanki sürekli birileri yanımdaymış gibi hissediyor oluşum yazmamı engelliyor sadece geceleri o da bazen kendimi tamamen yalnız hissettiğimde. Panjurun aralıklarından sızan ışık tavana vuruyor ve o zaman kendimi anneannemin evinde annemin odasında uyuyormuş gibi hissediyorum, belli belirsiz son hızda geçen arabaların gürültüsü, her şehrin ayrı bir gürültüsü var ,istanbuldayken karga sesleriydi burada collectivolar ve sevişen çiftler, mutlu bir ülkede yaşadığıma sırf bu sebepten inanabilirim.Gittiğimiz barı anımsıyorum , Mundo Bizarro, herşey çok kırmızı barmen aşırı titizliği nedeniyle beyaz bir bezle sureklı tezgahı silip duruyor , projeksyon makınasından aralıklarla alman softporn görüntüleri ve sonar çizgifilm sahneleri beliriyor. Çok içmesem de içerdeki hava beni sarhoş etmeye yetiyor, müzik aslında çok yüksek sesde biliyorum ama sanki sadece benim kafamın içinde gibi geliyor, o kadar yalnız hissediyorum. O yanımda oturuyor , kendisine bi bira söylüyor benim ne içtiğimi biliyor ben etrafa bakıyorum biraz ötem de yaşlı bir adam oturuyor , sürekli birileri gidip gelip adama bir şeyler soruyor,ona dönüyorum bu mu diyorum kafasını sallıyor,pipetimle şeker parçaçıklarını yakalamaya çalışıyorum bardaktan limonu çıkartıp tekrar adama bakıyorum. Içimden iette sırasında bekleyen emeklilerden hiç bir farkı yok diye geçiriyorum , ilgimi kaybediyorum . ona dönüyorum bana bir şeyler anlatsın istiyorum ama direk bunu söyleyemiceğim için önümüzde duran barmenin kafasının üstündeki geyik boynuzlarına işaret ediyorum , uzun sure ikimizde boynuzlara bakıyoruz, ben hiç bir şeye dikkat etmeden bakıyorum , onun ne yaptığını hiç bilmiyorum sonar peçeteye boynuzları çizmeye çalışıyorum , o da anneannesini hatırladığını söylüyor, ben neden bile demeden çok dindar bir kadın olduğunu söylüyor,severmiydin diyorum , evet onunla çok uzun sure yaşadım diyor, nerde diyorum onun köyünde diyor,anlatsana diyorum , hayvanlardan bahsediyor , şilinin güneyinde diyor , insanların ne kadar dindar olduğunu tekrar söylüyor,napardın diyorum , taş bir evde altı kişiyle tek biro dada on sene beraber yaşadım yerler topraktı diyor, toprak dediği vakit aklıma izlediğim kırgızistan filmi geliyor ona söylüyorum izle tulupan ismi diyorum suratıma boş boş bakıyor , niye filmi izliyim ki ben yaşadım diyor, bunu fark etmem çok uzun zaman alıyor , şu an yazarken fark ediyorum , toprak bir evde çocukluğunu geçirmiş birine böyle bir yerde yaşayan insanların hayatını anlatan bir filmi izlemesini tavsiye etmem çok gülünç. Sonra bana mezbahanelerden bahsediyor , arjantin edebiyatının ilk romanının mezbahaneleri anlattığını ekliyor ne şeklide bağladığını hatırlamıyorum ama etin sürekli ne kadar önemli olduğunu daha tanışmamızın başından beri bana anlamamı ister gibi tavrı var, sonar paskalyada anneannesinin bütün torunlarının süt dişlerine kestikleri hayvanların kanından sürdüğünü anlatıyor, pipetimi içkiden çıkarıyorum , tam ekrana baktığımda küçük göğüslü çıplak sarışın bir kadın mutfakta kek çırpıyor.filmin neresine denk geldim acaba diye düşünüyorum o tepkimi bekliyor çünkü ikimizde biliyoruz ki şaşırmam gerekiyor, şaşıramıyorum aklıma kurban bayramı geliyor.et,kan bunları nasıl normalize etmişim diye düşünüyorum aksine, yaşlı adama bakıyorum , cebinden bir şey çıkarıyor sonra ona doğru eğilmiş punkçı tipli bi çocuğun avcuna koyuyor , tabureden kalkıyorum adam ve çocuğa çok yaklaşıyorum çocuk çok kötü içki kokuyor yavaş yavaş yürüyüp tuvalete gidiyorum , kadının biri çantasını tamamen boşaltmış aynaya bakıp telefonuyla yüksek sesle konuşuyor kapımı kapatıyorum işemeye başlıyorum , hiç bir yere dokunma sesini duyuyorum annem konuşuyor ,şekerli içkileri çok seviyorum kanıma çok hızlıca karışıyor ve hep annemin sesini duymamı sağlıyorlar.

istanbul
hosting