30 Eylül 2009, Çarşamba
saat: 21:32


Kaç kilometre var sevgilinizle aranızda?

Kaç şehir..? Kaç otoyol..? Kaç otobüs terminali?

Kaç aktarmalı uçuş yapmanız gerek O'na dokunmak için? Direksiyonda kaç saat geçirmeniz gerek..?

Kaç saat farkı? Kaç gökyüzü uzakta..?

Kaç mevsim ya da...

Tek başınıza çıktığınız bir yemekte, kaç insan "yalnız" sanıyor sizi?

Kaç insan var hayatınızda; "Olmaz", "Yürümez." diyen?

Kaç gece var yatağınızda, O'nsuz geçen?


"Modern zamanların hayalperest aşıkları" diyorlar sizin için. Hani şu zamanın bir noktasında aynı gökyüzünün altında aşık olup da başka başka gökyüzlerinin altına savrulmuş kadın ve erkekler...

Belki aynı gökyüzünü hiç paylaşamamışlar... Bu daha da acı.

"İstediğimde on beş dakikada yanında olacağımı bilmek..." Böyle başlayan bir tümce kuramamanın acısını yaşayanlardansınız siz. Dokunuşlardan, öpüşlerden ve sevişmelerden uzak yaşayanlardansınız. Uykuya dalmadan önce telefonun hoparlöründen çıkan mekanik bir sesle yetinmek zorunda kalanlardan...

Gün ortasında gelen bir kısa mesajın sesiyle mutlu olanlardan... Posta kutusunu kontrol ettiğinde O'ndan gelen bir fotoğrafa dalıp gidenlerdensiniz. O fotoğraftaki kaldırımlara, binalara, ağaçlara "uzak" olanlardan...

Dedim ya... "Modern zamanların hayalperest aşıkları" diyorlar sizin için.

"Olmaz" diyorlar. "Aşk..." diyorlar. "Yanında olmaktır. İstediğin her an O'na dokunabilmek, her gece O'na sarılarak rüyalara dalabilmek, video kulübünden kiraladığınız DVD'leri arka arkaya seyretmektir O'nun bacaklarına kafanızı gömerek."

"Siz" diyorlar, "modern zaman mucizelerine muhtaç ruhlarsınız." Aşk'ın doğasına karşı gelmekle suçluyorlar sizi. Cep telefonlarının esiri olmakla, mesajlaşma programlarının sanal yakınlaştırmasına aldanmakla...

Eski zaman aşk'larını örnek gösteriyorlar. Teknolojinin hayatın ortasına oturmadığı yıllar falan... Anlattıkları bu.

Diyorlar ki, yaşadığın şey bir illüzyondur.

O; yanında yoktur. Mekanik bir sestir adına "O" dediğin. Uzayda dönüp duran uyduların sinyalleridir, "kelimeleri" dediğin...

Diyorlar ki; "O; yoktur!".


Korkmayın. Yanılıyorlar.

Aşk, acı ile yücelen tuhaf bir duygudur. Evet, belki istediğinizde on beş dakikada "yanında" olacağınızı bilmek, tarifsiz bir mutluluk verebilir size. Her gece, her gece ve her gece O'na sarılarak rüyalara dalmak, doğacak günü daha mutlu kılabilir.

Pencenizden odanıza dolan yıldız ışıklarının arasında sevişmek, sonsuz bir haz verebilir size. Dudaklarınız kuruduğunda, O'nun dudaklarındaki ıslaklığı ödünç almak... İstediğiniz her an..!

Bu, dünyadaki milyonlarca insanın tercih ettiği ve siz bu satırları okurken yaşadığı bir şey.

Adına, "doğru" diyorlar.

Sizin seçtiğiniz yol..? Yani, uzaktaki biriyle aynı düşleri paylaşmak... Farklı yağmurların altında ıslanmak... O'nunla geçireceğiniz küçük bir haftasonunu aylar öncesinden ajandanıza yazmak...

Siz, cesaret gerektiren bir yol seçtiniz.

...ve asla korkmayın.

Siz, yalnız değilsiniz.

Haklılar. Peşisıra gelen ve sonu olmayan gecelerde O'nunla sevişebilmek, mutluluk verecektir size.

Ancak romanlar, sadece "uzaktaki" sevgiliyle yaşanan aşk'ları yazar. Masallar, engin dağların ardındaki özlemlerle başlar. Efsaneler, denizlerin ardındaki kalplerden doğar...

...ve bu ülkede; sadece "senede bir gün" gelen aşıkların şarkıları söylenir.

istanbul
hosting