01 Ekim 2009, Perşembe
saat: 23:39


Kadınları muhteşem yapan nedir biliyor musunuz?

Gülümsemeleri.

Gerçekten gülümsemeleri...

Dudaklarındaki eşsiz kıvrımla, kısılan göz kapaklarıyla, kırmızılaşan yanaklarıyla...

...ve ses tonlarındaki eşsiz neş'eyle.

Onlar'ı çekici yapan, çoğu kez vücutlarıdır. Biçimli ve pürüzsüz bacakları, uzun ve ince parmakları, kokuları, saçları, heyecandan ısırdıkları dudakları mesela.

Belki de ruhlarındaki anlaşılmazlıklar, tutarsız kararlar, umursamazlıklar, kaçışlar...

Onlar'ı vazgeçilmez yapan, sorun çözme yetenekleridir. İçgüdüsel bir şeydir bu. Erkekler, sorun yaratır. Sonra da yarattıkları sorunları büyütür. Sonra... Sonra da büyüttükleri sorunları çözmek için daha büyük sorunlar ortaya çıkarır.

Kadınlar, sorunu "görür" ve "çözer". Sebepleriyle ilgilenmezler, alternatif yolları hesaplamazlar, muhasebeleştirmezler, bir savaş komutanı edasıyla strateji geliştirmezler. Bekledikleri, bir zafer kazanmak değil; sadece sorunu ortadan kaldırmaktır.

Yaşlı bir erkek ve bir kadın, bir sabah yürüyüşü için sahildedirler. Yanlarından geçen bir adam, elindeki içecek kutusunu yere atıp yoluna devam eder. Yaşlı adam durur. İçecek kutusuna bakar. Adama bakar. Söylenmeye başlar. Eğitimsizlikten bahseder, aile terbiyesinin öneminden, cezaların yetersiz ve uygulanmıyor oluşundan... Sonra kendi ideal evrenini anlatmaya başlar. Nelerin nasıl olması gerektiğini, neler yapılması gerektiğini... Tarihten birilerini örnek verir mesela. Taksim'de sallanacak iplere kadar getirir konuyu.

Kadın... Hiçbir şey söylemez. Sadece eğilir, kutuyu alır ve çöpe atar. Bu kadar.

Sonra da ne yapar biliyor musunuz?

Gülümser.

Ne sorunu çözüşüyle böbürlenir, ne bunu bir üstünlük savaşına çevirir, ne "büyük resmi görmek" saçmalıklarına girer, ne de yaptığının önemini gösterircesine omuzlarını diker havaya. O, sadece gülümser.

...ve O'nun gülümsemesiyle, hep yeni ve temiz bir sahne açılır.

O'nları muhteşem kılan bu.

Ben, bugüne kadar bir erkeğin içtenlikle gülümsediğine hiç şahit olmadım. İyi bir iş anlaşmasının pazarlığını yaparlarken dudaklarındaki sırıtışı gördüm; evet.

Aynı sırıtış, iyi bir kadını yatağa atmaya çalışırken de yüzlerinden eksik olmadı asla.

Birileri onlara bir şeyler anlatırken, dinliyor"muş" ve anlıyor"muş" görünmek için hep gökyüzüne doğru kıvırırlar dudaklarını.

Bazen kahkahalar da atarlar. "Ben buradayım!", "Hey, ben de buradayım!" demek istediklerinde özellikle. Kalabalıkların arasında, bir arkadaş masasında, bir sinema salonunun ortasında...

Bir siyasetçinin karşısında ellerini kavuşturmuşken önlerinde, zevksiz takım elbiselerinin tamamlayıcısıdır sırıtışları. Bir yarışı kaybettilerinde, kazanana bakıp sırıtırlar. Bir işi yapamadıklarında... Bir futbol müsabakasında...

...bir kadına ayrılık kararlarını açıklarken bile; hep sırıtırlar.

Ama asla gülümsemezler.

Sebepsiz, amaçsız, çıkarsız, plansız, altyazısız gülümsemek...

Bunu yapabilen, sadece kadınlardır.

Basit bir çiçek aldıklarında, güzel bir yemek masasında, kendilerini güvende hissettiklerinde, sağanak başlamışken bir taksi durduğunda yanlarında... Bir Julia Roberts filminde, en büyük kavgaların ardında ya da... İstedikleri tek şeyi, küçücük iki kelimeyi duyduklarında sadece...

Gülümserler.

Sebepsiz, amaçsız, çıkarsız ve plansız...

Sadece "mutlu" oldukları için.

Gülümserler.

istanbul
hosting