|
02 Ekim 2009, Cuma
saat: 11:51
artık bunlar bende garip bir apatiye yol açıyor. eskiden çok kızardım, köpürürdüm, hala kızıyorum, ama şaşırmıyorum. artık herşeyin ne kadar kıyıcı bir yerde yaşadığımı öğrendim ve bunun bana karşı böyle olmasına da şaşırmıyorum. geldi beni atan üniversitenin savunması. savunmadansa saldırı demek isterim, benim üniversitede ders vermeye uygun olmadığımı çünkü ATATÜRK (aynen böyle büyük harflerle yazmışlar) ilke ve inkılaplarına uygun ders vermeyeceğimin ve ülkenin BÖLÜNMEZ BÜTÜNLÜĞÜNE (yine büyük) zarar verecek tarzda ders vereceğim yönünde sübjektif kriterler mevcutmuş. şimdi herşeyden önce şöyle söylemek geldi içimden, ben türkiye'de kendi kuşağımın en iyi akademisyen adaylarından birisiyim. bu ideolojik bir varsayım değil, mütevazılık yapmayı bir yana bırakırsam somut bir gerçek. sosyal bilimlerin geneli hakkındaki bir satıh bilgisi, teorik düzey, 19. yy Osmanlı ve 20. yy türkiye tarihi, kültürel çalışmalar ve kent çalışmaları hakkında iyi kötü bir şeyler söyleyebilecek, ders anlatabilecek kapasitede benim bildiğim kendi kuşağımdan çok az akademisyen adayı var. klasik akademik disiplin konusunda kötü de olsam hayatım boyunca deli gibi okudum ve iki tane akademik puan veren dergide son derece taşaklı makalelerim yayımlandı, ikisi abd birisi fransa birisi de istanbul omak üzere dört uluslararası kongrede sunuş yaptım. puansız dergilerde yıllardır yayımlanan kitap eleştirilerini ve makalelerimi saymıyorum bile. akademik düzeyde dahi yapılabilecek tek ciddi eleştiri doktora tezimi dört yıl sonra konu değiştirerek doktora tez yazımı sürecini fazlasıyla uzatmam olabilir. onun dışında herhangi bir akademik eleştiriyi değil bu dallamalardan, feriştahından gelse kabul etmem. bütün hayatımı buna göre kurdum, kazanabileceğim bütün paraları elimin tersiyle itip onbeş yıldır akademi işiyle uğraştım, hayatım boyunca istanbul'un neredeyse bütün üniversitelerinde asistanlık yaparak, ders vererek, yazı yazarak, çeviri yaparak hoca olacağım günü bekledim. şimdi hakkımda yazdıkları bu savunma, beni damgalamaya çalışmaktan başka bir şey değil. akademik olarak söyleyebildikleri tek şey ales puanımın düşük olması, bravo alkışlıyorum. fakat bu savunmadaki saldırgan ve kriminalize edici dil ve avukatlık ruhsatımın iptalini istemeleri artık eşşeğin götüne su kaçırmak oldu. ama başta da söyledim ya, sinirden kudurmuyorum. bu tezi olabilecek en zor koşullarda da olsa bitirmek artık farz oldu. bu tezi bitirip, türkiye'nin en iyi üniversitelerin birine girip akademideki iktidar konumları diye bir ders açmazsam bana da sinirsek demesinler. bir yandan da sakin sakin bu üniversitenin en korktuğu şeyi yapmaya başlayacağım tabi, olup bitenleri basına sızdıracağım. herşey hazır, yavaş yavaş rezil olmaya başlayacaklar. tabi bu arada onlar da beni yıpratacaklar ama olsun, bu da onlara kapak olsun. içim o kadar rahat ki. avukatlık ruhsatımı iptal etsinler, stajımı bir daha başlatırım. tezimi evden çeviri yaparak para kazanıp yazarım. o da olmadı izmir'e annnemin yanına dönüp yazarım. ama bu yaptıklarını yanlarına bırakmam, susup kenara çekilip oturmam. insanları korkutarak susturmak gibi rezil bir stratejiye daha ne kadar güvenebilirler bilmiyorum, kaldı ki bizim aile bu konuda pek de yola gelir olmadığını kuşaklar boyu ispat etmiş bir ailedir. hem eninde sonunda kötüler kaybedecek, iyiler kazanacak, hem öyle olmasa bile benim gönlümde öyle olacak. | ||
|
|
||