02 Ekim 2009, Cuma
saat: 15:48



sabahın altısı gibi bir kamyonun arkasında rastladığım "hayat gerçekleri değil;gerçekler hayatı anlatır" cumlesini anlam ve imla yönünden otobüs camıyla bir müddet teati ettikten sonra sıkıldığımı farkettim.

bakışlarımı koridorda dolaştırıp; çaprazdan bir sıra onumdekı koltugun korıdor tarafında oturan ve muzık dınleyen sarışın kızın playlıstıne zihnimden şarkılar eklemeye yonelık faaliyetlerden sonra otobüse bindiğim yerin yeşil gölgesi eşliğinde uyuyakalmışım.

asla dönmek ıstemedıgımden adım kadar emın olduğum şehrin tarihi minareleri böğrümü delerken acıyla uyandım.

akabinde etrafımdaki tüm olgular,olaylar,yuzler,isimler,sesler karıştı birbirine.ne varsa anlamından sıyrılıp uğultulu bir bulut halinde etrafımı kapladı.korkularıma tutunup geçmeye çalışıyorum bu lanetli koridordan.ve fakat ışığı görebilmiş değilim henüz.ara ara zuhal olcay'ın sesinden bir mırıldanışla irkiliyorum.hepsi bu.

"oraya da gitsem bu kadar
buraya da gelsem bu kadar"







"ben perişan oldum efendim amman dağlar ŞEN OLsun" diye şerh düşerek burukluğumuza tüy dikelim.ve bitsin.yaz gibi.













istanbul
hosting