|
11 Ekim 2009, Pazar
saat: 05:02
konuşmaya ihtiyacım var ama yargısız biriyle öyle ki kendime bile söylemek istemediğim şeyleri anlatıyım ona. ailemdeki çıkmazları anlatıyım mesela. artık üzülmediğimi ama onlara acıdığımı ve acıma hissinin kendini üzmekten daha kötü bi his olduğunu. hayatının ağır taşlarının aslında bol bol boşluğa sahip iki insan olduğunu, birinin ağladığını diğerinin kahır çekmekten bi hal olduğunu söylerkenki halini gördüğümde üzülmek yerine sadece soğuk bi acıma hissi duyduğumu. eski sevgililerimi. zaten toplamda doğru düzgün yaşadığım iki tanesini. ilk öptüğüm ve ilk birlikte uyuduğum insanları benimleyken adam edip sonra başka kızlarla mutlu olmalarını, işin garibi onların mutlu oluşunu da büyük bir mutlulukla izleyip ikisini de geri istemeyip sadece neden sıra bana gelmedi diye düşünüşümü. şarkıların bana her şeyi hatırlatışını. bi anda çok çocuk bi haldeyken bi anda 20 yıl yaşlanışımı ve aslında hangisi olduğumu bilmeyişimi. olgun olmanın zorluğunu, çocukluğun başkaları tarafından kayda değer olmamak olarak değerlendirilişini. sürekli güçlü olmak zorunda oluşumu, zaman zaman yılsam da aslında hiç pes edemeyeceğimi bilişimi ve bunun daha da zor gelişini. ve en sonunda bu yazıyı da diğerlerinin çoğu gibi silip bu geceyi de geçmişte bi köşeye atıp her gece bunlarla yeniden yüzleşeceğimi ama her gece yeniden yazmak yerine bi sonraki geceyi bekleyeceğimi. hayat çok ilginç günce. zor, kolay falan değil. sadece ilginç. | ||
|
|
||