12 Ekim 2009, Pazartesi
saat: 07:25


sonbahar

duvarda doktor jivago'dan bir foto, subcomandante marcos, üzerine üç maymun'dan dantelektüelce düşünülmediği halde çok daha anlamlı sahneler. babam ve oğlum'un ''evinde mutlu olsaydı solculuk oynamazdı'' temasına inat, ''her daim düşleri peşinde koşan sabırsızlık zamanının güzel çocuğu''nun hayattan payına düşen son baharını anlatan film.

yusuf, fil mezarlığı misali, öleceğini ''bilince'' anasının yanına gider. yusuf hepimizden cesur olan azınlıktan biridir. içini acıtır anasını mezar temizlerken görmek; darısı başınadır. yaylaya çıkmak için başka baharının olmadığını bilir. anası da anadır. yusuf'un işkencecisinin küfrettiği ''orospu'' odur. ne ve nece konuştuğunu bilmesek de anlarız.

doğal bir ''amına koyim'', bir de ''dalağını sikerim'' varsa filmde, dersin unutmuşlar kamerayı. sonra, ne parası abisi der mikail.. cenazesine müzik seçer tulumu onarırken. çekhov'un dayısı vanya'nın öğütlerine yetmez hayatı, geçmişi gibi geleceğini de çalmıştır hikmet sami ve arka-daşları. fırtınalı iskelede dalgalara meydan okur; neden, kime?

düşünce platformudur iskele. denizi ve iskelesi olan yerden çok çıkar derinlerden kum çıkaran; sebep ufkun ve denizin el ele hiçliğimize vurgusudur belki.

''rus romanlarından kaçmış gibisin.''

istanbul