|
12 Ekim 2009, Pazartesi
saat: 23:12
ofis denen bir yerde oturup çalışmak garip bir deneyimmiş. bu kadar çalışabildiğimi ben bilmiyordum. hayır tamam, iş çok zaman az zaten, ama mesela haftasonu iki tanecik ses kaydını dinleyip deşifresini yapamazken bir türlü, ofise gittiğimde 'napıyorum arkadaşım ben, kaç saattir bununla uğraşıyorum' diyerek ancak balkona sigara içmeye çıkıyorum. yarın son gün. işin asıl önemli kısımlarını yarın bitireceğiz. hatta en önemli o iki yazıyı bu gece yazmam gerek. yarın da stö'lerin gönderdiği geri bildirimleri derleyip yazacağım tıkır tıkır. çarşamba, gitmeden önce halletmem gereken işlerin peşinden koşup, ordan gözde'ye damlayacağım. perşembe zaten yolcuyum. gerçi gidiyor olmak birşey ifade etmiyor pek, bir hafta daha bunlarla uğraşmam gerekecek bilgisayar başından. param yarın yatıyor ama yaşasın ki. bizimkiler ev konusunda bir garipleşti. ancak bir ay sonra ufaktan bakınmaya başlarım diye varsayıyordum, ama görünen o ki gider gitmez o bulduğum birkaç evi gezip dolaşmaya başlayacağım. ama bana öyle geliyor ki doktora işi bu sene de yalan olacak. dün biraz araştırma yapayım dedim. allah kahretsin, nefesimin kesilmesi iki saati bulmadı. en çok da ingiltere'deki şu üniversiteye hırslanıyorum. üç yıl önce, master başvuruları zamanı ingiltere'deki bir-iki yerden kabulü alıp bursu alamadığımda, sonra da burs bulmak için girişi bir sene erteleyip bütün bir sene hiçbir şey bulamayınca mecburen üniversitelerle ilişkiyi kestikten sonra, üniversitelerin en malı bana bir form göndermişti, neden bizi tercih etmediniz, neden üniversitemize gelmediniz diye. dellenip, okul ücreti politikalarınız neredeyse ırkçılığın yeni bir biçimi sayılabileceği için; avrupa birliği'nden, amerika ve kanada'dan gelen öğrenciler dışındakileri uluslararası diye niteleyip, bu, çok daha fakir ülkelerden gelen öğrencilerden üç katı kadar daha fazla bir okul ücreti istemek üçüncü dünyaya 'artık buraya gelmenizi istemiyoruz' demenin yeni bir yolu olduğu için gelemiyorum diye yazmıştım. dün o iki saatlik araştırmanın sonunda yine aynı hırsa kapıldım. kafadan bin bir senaryo geçti hemen. ama evet, kararımı verdim. üç yıldır şu üniversiteye bakıp gözlerimi dolduruyorum ne güzel yer lan diye. burs yok diye başvurmuyorum. bu sene başvuracağım. içimde kalmasın artık arkadaşım, kaldıkça patlıyor çünkü. gidemeyecek olsam da fark etmez. kıta avrupası desen bir alem. amerika, kanada desen boğaza çöken yumruk. en baştan proposal, en baştan makale yazacak hal de zaman da yok. hayır güya tez bitince biraz soluklanıp sonra yeniden okumalara başlayacaktım, daha adamakıllı hazırlanabilecektim, ama ona da fırsat olmadı, soluklanabildim mi onu bile bilmiyorum. tez hocam resmen posta koydu zaten. görüşemezmiş benimle, mal mıdır nedir. canım mesut hocam gel demiş ama. gerçi onunla bu mevzulardan ziyade iş meselesini konuşacaktım, ama olsun. zaten ben bu adamın karşısına geçince önce bir mallaşıp en alakasız şeyleri anlatmaya başlayarak konuya ancak girebiliyorum. o sırada bir maceraya bile dönüşemeyen bu doktora çıkmazından da bahsederim, belki bir akıl verir. sonra çağatay hocaya da bir uğrarım. aren hocaya da bir mail atarım. benimle bağlantıyı koparma bak demişti demesine, ama maillerime cevap vermezken bağlantıyı nasıl koparmayacağız onu bilmiyorum. bir kez daha denemiş olurum en azından, napalım. anneannem bizde kalıyor. artık hiç susmuyor. gerçekten. akşamları 8.30 gibi yatıyor. yatmak uyumak anlamına gelmiyor ama. mesela şu an, az ilerdeki odasında, karanlıkta yatağına uzanmış halde olmasına rağmen, kendi kendine bayağı bir şevkle sohbet ediyor, sesi bana kadar bayağı bir net geliyor. bir saate kalmaz yorulup uyur. algı artık iyice bozuldu. önceleri sayıları, günleri karıştırıyordu. şimdi yavaş yavaş hiçbir çocuğunu hatırlamıyor. teyzemler gelmiş bugün. kızların gelmiş seni görmeye, gözün aydın diyorum, ha evet ben de gördüm, çok sevdim, tatlı insanlarmış diyor. her geldiğimde biraz daha kaybolmuş bulacağım sanırım. burada çok terbiyesiz ve biçimsiz benzetmeler vardı aslında konuşamamaya dair, ama lüzumu kalmadı birdenbire. günceyi yazmamın üzerinden de bir buçuk saat geçti, ama anneannem konuşmaya devam ediyor. yanına gittim biraz önce, komşular ziyarete gelmiş maraş'tan, çok yorgunmuş aslında, ama git de diyemiyormuş, o yüzden konuşuyormuş. annemle gönderdik komşuları, yarın gelecekler, sen yat hadi dedik, oo çok iyi yaptınız, hadi iyi geceler o zaman dedi demesine, ama şu an hala devam ediyor. bakalım. | ||
|
|
||