13 Ekim 2009, Salı
saat: 16:01


bu dönerci çok sevdiğim bir yer. sanki zaman tüneline giriyorsun içine girince. seksenli yılların garson amcalarına benzeyen garsonlar, hiçbir şekilde gereksiz konuşmalarla boğmayan bir müşteri garson ilişkisi, kıvamında bir döner, gürültünün ortasında bir sakin ortam, pencereden dışarının kalabalığını izlerken iyi ki burdayım duygusu veren bir sükunet. bugün iki tane kadın vardı, çok tatlılardı. güzel güzel giyinmişler, makyajlarını yapmışlar, muhabbetlerini bıdır bıdır ettiler, yemeklerini bitirdiler. sonra yemeğin üstüne bir de tatlı söylediler. ama bir tane tatlı ve iki tane çatal. sonra garsonla o kadar tatlı muhabbetleştiler ki garson onlara takıldı tatlıdan kim daha fazla yiyecek bakalım diye. o zaman kadınlardan birisi dedi ki biz elli yıllık arkadaşız, eliyle göstererek ekledi, şu kadardan beri birlikteyiz, bizi kavga ettiremezseniz. bunun üzerine hep birlikte gülüşüldü, garson şaka yaptığını söyledi, kadınlar da şakasız hayatın çok sıkıcı olacağını. sonra arkalarındaki masadaki iki kadın da muhabbete katıldı, arkadaşlık gerçekten çok önemli bir şey, bizi hayatta tutar diyerekten. bu cümleler çok ama çok hoşuma gitti, son haftalarda hep olduğu gibi dinlerken gözlerimi yaşlarla doldurdu. kendi iyi, beni mahcup edecek kadar iyi, şahane arkadaşlarım geldi aklıma. tatlıyı birlikte yiyen tıtılar, ve bu şahane cümleyi kuran iki kadının oluşturduğu masa dışında bir de benim tek başıma otruduğum masa vardı, yani üst katta beş kadın olarak oturuyorduk aslında. çok güzel bir andı.

o an kendime daha iyi davranmam gerektiğini farkettim. bu eleştirellik, kendini zorlama, beğenmeme, sorgulama filan iyi güzel ama ben de bir insanım nihayetinde. etrafımdaki herkese tanıdığım hata yapma hakkını kendime de biraz tanımam gerekir. bunca hatadan ve doğrudan yara bere içinde çıkan ruhum biraz daha fazla şefkati hakediyor diye düşündüm. kendimi biraz daha fazla sevebilirim, ne bileyim biraz daha iyi davranabilirim, biraz daha şefkatli. bu kadar hikayeden sonra bir kenara oturtup başını okşayabilirim ve ruhumu birazcık dinlendirebilirim. üstüne başına bulaşan çamuru, kiri, pası çıkarıp, aferin sana çok iyi dayandın, hadi gel dinlen şimdi biraz diyebilirim.

onun dışında iyilik güzellik. çiçek aldık eve iki tane, çok güzel değişik bir gül biri, öbürü yeşil bir bitki. şimdi ben herkes gülü sevecek diye -kimse o herkes, eve ne gelen ne giden var doğru dürüst, neyse- yeşili sevmeye karar verdim, onu çalışma masamın dibine koydum. su veriyorum ona, gerçi bay o.'ya bakılırsa fazla su veriyormuşum. o çiçeklerden benden daha çok anlıyor, onun için onun sözünü dinliyorum. genel olarak onun sözünü dinliyorum. sonra, yeni aldığım kitapta muhteşem bir kadını keşfettim, çok heyecanlandım, hemen bir mail attım inşallah tanışırız. hemen onunla ilgili hayaller kurmaya başladım, nasıl birisi olabileceği hakkında. eskiden sevdiğim yazarlarla ya da akdemisyenlerle ilgili hep böyle hayaller kurardım, son yıllarda pek başıma gelmiyordu o yüzden çok sevindim bu şahane kadınla karşılaştığıma. yavaş yavaş yaralarımı sarıyorum galiba, bu ömrümün en tuhaf yılı biterken kendimi yeniden istediğim gibi varedebileceğim ümidi sardı her yanımı. bakalım, kısmet.

istanbul
hosting